Son zamanlarda benim ve dolayısıyla temsil ettiğim yönetim felsefesi hakkında kurumumuzun fısıltı gazetesinde dolaşan asılsız iddiaları üzülerek takip ediyorum. Neymiş? Çalışanlara nefes aldırmıyormuşum. Neymiş? Her mailde cc’ye eklenmek istemem “güvensizlik” belirtisiymiş.Arkadaşlar, lütfen!Beni eleştirenlerin cehaletine ve vizyonsuzluğuna üzülmekten çok sevdiğim, varlığımın biricik kaynağı işimi yapamaz hâle geldim. Ben, o müfterilerin mesnetsizce yakıştırdığı gibi bir “mikro yönetici” değilim. Ben, sizin göremediğiniz detayların bekçisi, vasatlığa karşı kurumumuzu korumaya kendini adamış, etimle kemiğimle ilmek ilmek ördüğüm bir savunma kalkanıyım. Sizin “detay” dediğiniz şeye, biz kusursuzluğun yılmaz savunucusu seçkinler “mükemmellik” deriz.Buyurun, beni yerden yere vurduğunuz o alışkanlıklarımın altında yatan gerçek niyetlerim. Hoş bunları sizin kendiliğinizden anlamanız gerekirdi ama neyse … Bu konuda da beni ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığına uğrattınız!1. Sizi Önemsediğim İçin Nefes Alışlarınız Bile Takip Ediyorum.Ofis içinde attığınız her adımı izlemem, “kontrol saplantısı” değil, tamamen iş sağlığı ve güvenliğinin yanı sıra iş güvencenizi de ciddiye aldığımdandır. Ya kahve makinesine giderken yanlış bir rota izlerseniz? Ya tuvalet molanız, şirketin verimlilik eğrisinin dip yaptığı o kritik 15 dakikaya denk gelir de sizinle yolları ayırmak durumunda kalırsak? Bunları hiç düşündünüz mü? Benim, “O maili göndermeden önce bana taslağını at” demem, sizin yetersizliğinize değil; benim engin tecrübemi sizinle paylaşacak kadar alçakgönüllü olmama dayanıyor. Ayrıca ben sizin emniyet kemerinizim! Times New Roman kullanmamanız, hele hele 12 punto ve 1,5 satır aralığı tercih etmeden hazırladığınız o özensiz yazılarınız yüzünden uçurumun kıyısına geldiğinizde sizi tutan o görünmez el işte benim. Bana teşekkür etmeniz gerekirken, arkamdan “yine geldi tepemize dikildi” diyorsunuz. Size “nankörler!” demek istemiyorum ama kalbim kırılıyor. Lütfen ama!2. Delegasyon Bir Şehir Efsanesidir.Bana sürekli “İşi delege et, rahatla” diyorsunuz … Arkadaşlar, “delege etmek” modern iş dünyasındaki bazı tembellerin (ki onlar kendilerini gayet iyi bilirler) kendilerini gizlemek için uydurduğu bir bahanedir. Bir işin tam, eksiksiz ve benim istediğim şekilde, kısacası doğru olarak yapıldığından emin olmanın tek yolu, o işi bizzat benim yapmamdır. Üstelik “koç tipi liderlik” felsefesini özümsemiş lideriniz olarak işi sizin yaptığınızı hissetmenize de izin veriyorum. Bunu hiç mi fark etmiyorsunuz?Ayrıca bazı kendini bilmezlerin “işime karışmak” olarak tamamen yanlış adlandırdığı şeyin aslında “eş zamanlı kalite güvence prosedürü” olduğunu da fark etmiyorsunuz. Masanıza gelip mouse'u elinizden alıyorsam, bu bir hakaret değil, işinizi önemsediğimi gösteren bir Alicenaplıktır. O an, o Excel hücresine dokunan parmaklarımın yarattığı sihre tanıklık ettiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzun keşke farkında olabilseniz!3. Gece 03:00'te Gelen Mailler Başarınızı ve Gelişiminizi Temin Etmek İçindir.“Uykusuzluk, başarının kardeşidir” derler. İşte ben, uykusuzluğa aldırmadan başarının anahtarını sizin için elinde tutan cefakâr ve fedakâr lideriniz, size gecenin bir yarısı “Raporun 4. sayfasındaki grafiğin mavisi, kurumsal mavimizden iki ton daha açık olmuş. Gözümü kanattı, bu da uykumu kaçırdı, hadi düzeltelim” diye mail atıyorsam, bu kurumu ne kadar sahiplendiğimi ve işinizi nasıl kusursuz hâle getirmek için insanüstü bir gayret içinde olduğumu gösterir. Ama bunu bile anlamayanlar var!Üstelik, siz uyku müptelalarının, telefonunuzun bildirim sesiyle uyanması benim suçum mu? Önceliğiniz, kurumumuz değil de o faydasız uykunuzsa, o zaman telefonunuzu sessize almalıydınız … Ama almadınız, çünkü bilinçaltınız “Ya liderimiz bize gelişimimize katkı sağlayacak bir şey gönderirse ve ben bunu zamanında fark edemezsem” diye endişelendiği için sizi engelledi. Biliyorum, inkâr etmeyin. O saatte mail atmam, bir gün ulaşmanızı umduğum yetkinlik seviyesine ulaşmanızı temin etme amacının yanı sıra yine bir gün paylaşmanızı umduğum vizyonumun mesai saatlerine sığmamasındandır.4. Kurumsal Kaderin Nabzı Toplantıda Atar.Toplantı dediğiniz şey “iş konuşalım” bahanesiyle kahve içilip sohbet edilen bir sosyalleşme etkinliği değildir. Aksine toplantı, kararların, sorumlulukların ve daha önemlisi kimin neyi ne kadar bilmediğinin tespit edildiği kurumsal sorgu, pardon, röntgen odasıdır. Bu yüzden toplantı gündemini dakika dakika yazar, “bir dakika burayı netleştirelim” diye cümlelerinizi ortadan böler, böylelikle kurumumuza zarar verebilecek patojen unsurlara karşı hoşgörümün olmadığını açıkça göstermiş olurum. Tabi anlayana!Ayrıca toplantıya hazırlıksız gelmek “ben doğaçlama ustasıyım” demek değildir de nedir? Hanımlar ve beyler! Lütfen kendinize gelin! … Toplantı “sizin stand-up gösterinizi” sergileme yeri değil, ciddiyetle yürütülmesi gereken bir ritüeldir! O nedenle sizden bu ritüele uygun olarak hazırlık yapmanızı, hazırlığınızı kanıtlamak için de 3 sayfalık rapor hazırlamanızı talep etmem kadar doğal bir şey olamaz. Hem bakalım Times New Roman kullanmayı, 12 punto ve 1,5 satır aralığı tercih etmeyi özümsemiş misiniz?5. “ACELE” Kurumsal Motivasyon Takviyesidir.Evet, neredeyse her şeye “ACELE” diyorum. Çünkü, bazılarınızın profesyonelliği halen daha “ACELE” kelimesi olmadan hatırlayamadığını üzülerek görüyorum. Ben de bu yüzden kelimeyi cömertçe kullanmaktan çekinmiyorum. Üstelik “ACELE” dediğimde eliniz ayağınız birbirine dolanıp hatalar artıyorsa, sebep sizin henüz yeterli seviyeye gelemediğiniz için benim tempoma tam olarak uyum sağlayamamış ve zihnimi okuma becerisini de henüz edinememiş olmanızdır. Ayrıca “ACELE” diyerek ben size yalnızca tempo veriyorum. Kalite hâlâ sizin sorumluluğunuzda. Bunu bile üç yaşındaki çocuğa açıklar gibi bana anlattırıyorsunuz ya. Pes doğrusu!Şakasız ve kinayesiz son söz: Şaka bir yana, yukarıda okuduğunuz karikatürize edilmiş profil, ne yazık ki iş dünyasında her gün karşılaştığımız, belki de zaman zaman aynada gördüğümüz acı bir gerçeğin yansımasıdır. Bir yöneticinin her detaya hâkim olma arzusu, aslında kurumuna duyduğu sadakatten, ya da işlerin doğru bir biçimde yürütülmesi arzusundan değil, kendi içindeki derin kaygı ve yetersizlik hissinden beslenir. “Ben olmazsam işler yürümez” yanılgısı, bir liderlik alameti değil, kurumsal bir patolojidir.Mikro yönetim, kısa vadede işlerin hatasız çıkmasını sağlayabilir. Ancak uzun vadede bırakın “çeviklik” ve “dayanıklılık” sağlamayı, kurumun en temel bağışıklık sistemini bile çökertebilir. İnisiyatif alması engellenen, kendi çalışma temposunu ayarlayamayan, en basit şeyde bile sürekli düzeltilen ve güvenilmeyen çalışanlar, zamanla “öğrenilmiş çaresizlik” yaşamaya başlayarak sadece söyleneni yapan ve “inovasyon” kelimesini bile hatırlayamayan robotlara dönüşürler. Oysa, gerçek liderlik, her fırça darbesine müdahale etmeyi değil, sanatçının yeteneğini ortaya koyabileceği o tuvali onun yerine sağlam bir biçimde tutabilmeyi gerektirir. Mükemmellik, kontrolle değil, güvenle inşa edilir.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.