Modern iş hayatı bize sürekli daha hızlı olmayı öğretiyor. Daha üretken... Daha görünür... Daha bağlantıda...Peki ya bütün bunların sonunda durmayı unutursak? Tam da bu sorunun cevabına ışık tutan ilginç bir deney paylaşacağım sizinle.Sosyal psikolog Timothy Wilson’un 2014 yılında çarpıcı bir deney yapıyor. Bir grup insanı telefonun, bilgisayarın, televizyonun, kitabın olmadığı boş bir odaya alıyorlar. Sadece 15 dakika boyunca kendi düşünceleriyle baş başa kalmaları isteniyor. Odada bir de düğme var. Katılımcılar düğmeye basarlarsa çok da hoş olmayan hafif bir elektrik şoku alacaklarını biliyorlar.Durum şurada ilginç bir hale geliyor: Katılımcıların bir kısmı, yalnızca düşünceleriyle baş başa kalmak yerine o düğmeye basmayı tercih ediyor.Araştırmanın ortaya çıkardığı soru oldukça çarpıcı: Kendimizle baş başa kalmak neden bu kadar zor?Peki ya tatiller? Tatilde bile bir süre sonra sıkılıyor musunuz? Oysa yıl boyunca en çok şikâyet ettiğimiz şey yoğunluk değil mi? Toplantılar, mailler, yetişmesi gereken işler.. Peki biraz boşluk bulduğumuzda neden huzursuz oluyoruz?Belki de sorun tatilin sıkıcı olması değildir de durmaya alışık olmamamızdır.Yapma Modu (Doing Mode)Psikolojide buna zaman zaman "yapma modu" (doing mode) deniyor. Zihin sürekli bir sonraki hedefe, çözülecek probleme ya da tamamlanacak göreve odaklanıyor. Bu durum kısa vadede verimliliği artırabiliyor. Ancak zamanla üretmek bir davranış olmaktan çıkıp kimliğin bir parçası hâline gelebiliyor.Kimse bu insanlardan geç vakte kadar çalışmalarını, her toplantıya girmelerini ya da her projede yer almalarını istemiyordur. Ama yine de yaparlar. Çünkü zihinlerinde görünmez bir denklem oluşmuştur: "Yoğunum, öyleyse değerliyim."Sosyolog Hartmut Rosa, modern hayatın bize sürekli aynı mesajı verdiğini söylüyor: Yerinde durursan geride kalırsın.Rosa'ya göre mesele yalnızca hayatın hızlanması değil; zamanla dünyayla kurduğumuz ilişkinin de hız üzerinden tanımlanmaya başlaması. Böyle olunca durmak yalnızca dinlenmek değil, sanki yarıştan çekilmek gibi algılanıyor. Bu yüzden birçok insanın bilinçaltında şu denklem oluşuyor:Hareket = GüvenlikDurmak = RiskSürekli gelişmeliyim...Görünür olmalıyım...Üretmeliyim...Yeni fırsatlar kollamalıyım...Çünkü bir yerde hep aynı soru var:"Ben dururken herkes ilerliyorsa ne olacak?"Peki bu yorucu denklem insanı gerçekten varacağı yere ulaştırıyor mu?Yalnız Kalabilme KapasitesiPsikanalist Donald Winnicott'un çok güzel bir kavramı var: Yalnız kalabilme kapasitesi.Winnicott'a göre bu, doğuştan gelen bir özellik değil; güvenli ilişkiler içinde gelişen psikolojik bir beceri. Bazı insanlar dış uyaranlar olmadan da kendi iç dünyalarıyla rahatça vakit geçirebilir. Bazıları ise sessizlikten huzursuz olur. Çünkü sessizlik ortaya çıktığında düşünceler yükselmeye başlar. Ve bazen bizi rahatsız eden şey can sıkıntısı değil uzun zamandır ertelediğimiz sorulardır. Belki de çoğu insan duramadığı için değil, durursa ne göreceğinden korktuğu için duramaz.Belki de durduğumuzda fark ettiklerimiz hoşumuza gitmez…Hedeflerin aslında bize ait olmadığı, bazı ilişkilerin bizi tükettiği, çok çalışmamıza rağmen aynı oranda tatmin olmadığımızı yaptığımız işte artık öğrenmediğimizi ve belki de bugüne kadar görmezden geldiğimiz başka gerçeklerle yüzleşiriz.Bu yüzden birçoğumuz bilinçsizce meşguliyeti tercih ederiz.Dopamin Bağımlılığıİşin bir de işin biyolojik tarafı var. HiDoctor ve Deeper'ın yaklaşık dört milyon dijital ayak izini inceleyerek hazırladığı "Türkiye'de İş Dünyasının Ruh ve Beden Sağlığı Haritası" araştırmasında dikkat çekici bir bulgu ortaya çıktı. Sekiz farklı çalışan profili tanımlanmasına rağmen tüm gruplarda ortak bir nokta saptanıyordu: Dopamin bağımlılığı.Sürekli yeni bilgi, bildirim, ekran yeni uyaran...Beynin ödül sistemi bu yüksek uyarılma hızına alışıyor ve zihin sürekli bir sonraki uyaranı beklemeye başlıyor.Sonra tatilde deniz kenarında oturuyorsunuz. Deniz... Güneş...Masmavi bir gökyüzü…Ama zihniniz soruyor:"Peki şimdi ne olacak?"Aslında her şey normal. Ama bu yavaşlık bize yabancı geliyor.Belki de bu yüzden birçok insan tatilden döndüğünde gerçekten dinlenmiş hissetmiyor. Çünkü fiziksel olarak işten uzaklaşmış olsa bile zihinsel olarak üretme döngüsünden hiç çıkmamış oluyor. Dinlenmek yalnızca çalışmamak değil; sürekli performans üretme ihtiyacından da kısa süreliğine uzaklaşabilmek.Belki de tatilde sıkılmıyoruz aslında.Uzun zamandır ilk kez kendimizle baş başa kalıyoruz.Ve kendimizle baş başa kalmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki, o sessizlikte ne yapacağımızı unutmuş durumdayız.Oysa yaratıcılık, içgörü ve gerçekten önemli kararlar çoğu zaman tam da bu sessiz anlarda ortaya çıkıyor.Belki de çok bilinen anlatıda olduğu gibi, fazla hızlı gitmişizdir. Şimdi geride kalan ruhumuzun bize yetişmesi için biraz beklemeyi hatırlamamız gerekiyordur.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.