İş kaynaklı depresyon hafife alınacak bir mesele değil. Sürekli sonuç üretme baskısı altında yaşadığımız, dinlenmek için izin aldığımızda bile suçluluk duyduğumuz bir düzende, ruh sağlığınıza zarar veren bir işe sıkışıp kalmak ciddi bir kâbusa dönüşebilir.İş kaynaklı depresyonu inceleyen yeni bir rapor, bu sorunun ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyarken, etkilenen çalışanlarla yöneticileri arasındaki kritik bağı da gözler önüne seriyor. Bulgular, çalışanların yaşadığı sıkıntıları daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Hatta işlerinde onlara biraz daha esneklik ve özerklik tanımayı yeniden düşünmenizi sağlayabilir.Ekonomi alanında çalışan araştırmacıların yaklaşık 20 bin kişiyle gerçekleştirdiği son araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 49’u son birkaç hafta içinde işlerinin kendilerini en azından zaman zaman depresif hissettirdiğini söyledi. Bu oranı, çalışanların işlerinden yakınmasına bağlayıp geçmek kolay olabilir. Ancak bulgu, çok geniş bir kitlenin deneyimine dayanıyor ve her iki çalışandan biri depresif hissettiğini belirtiyor. Kendi yoğun çalışma ortamınıza baktığınızda üzerinde durmaya değer, oldukça çarpıcı bir tablo.Araştırmacılar, Phys.org’da yayımlanan raporda bu olumsuz duyguların nedenlerine de dikkat çekiyor. İş baskısı ve yapılması gereken görevleri tamamlamak için yeterli zamanın bulunmaması, iş kaynaklı depresyonun artmasıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Sorunun önemli bir bölümünün ise çalışanlara aşırı iş yükü veren ve işleri bitirmeleri için yoğun baskı uygulayan yöneticilerden kaynaklandığı belirtiliyor.Raporda bürokratik engeller, duygusal açıdan yıpratıcı işler ve iş yerindeki çatışmalar da depresyonu tetikleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Modern çalışma düzeninin daha yüksek hız ve aynı anda birden fazla işi yürütme beklentisi yarattığı bir ortamda, ruh sağlığının yalnızca bireysel değil, aynı zamanda yönetsel bir mesele olduğu vurgulanıyor.Bu sonuç ilk bakışta yalnızca sağduyunun söylediği bir şeyi doğruluyor gibi görünebilir. Ancak araştırmacılar, önceki bazı çalışmalarda yönetim kalitesi, yönetim uygulamaları ve kurum kültürü gibi unsurların yeterince dikkate alınmadığını belirtiyor. Bu değişkenler hesaba katıldığında ise iş kaynaklı depresyonun, çalışanlardan beklenenler arttıkça yükseldiği; çalışanlara tanınan özerklik arttıkça azaldığı görülüyor.İşin dikkat çekici kısmı da tam burada başlıyor. Çalışanlara daha fazla özerklik tanımak, iş kaynaklı depresyonla mücadelede hızlı ve etkili bir çözüm olabilir. Üstelik çalışanlarınız, sizin kontrolünüz dışında gelişen nedenlerle baskı altında olsa bile. Sıkışık teslim takvimleri ya da yasal bildirim tarihleri gibi dışarıdan belirlenen zaman kısıtları buna örnek gösterilebilir.Çalışanlara daha fazla özerklik tanımanın en etkili yolu ise onların işi nasıl yapacaklarına, mesaiye ne zaman başlayıp ne zaman bitireceklerine, hangi görevleri üstleneceklerine, hangi tempoda çalışacaklarına ve işleri hangi sırayla tamamlayacaklarına düzenli olarak karar verebildiği bir yönetim anlayışı benimsemek.Bunu mikro yönetimin tam karşıtı olarak düşünebilirsiniz. Temelinde, çalışanların iş disiplinine ve yetkinliklerine güvenmek vardır. Raporda, “Paradoksal biçimde bu yaklaşım, üst yönetimin daha fazla kontrol sahibi olma eğilimiyle çelişiyor” deniyor. Bir diğer kaygı ise “çalışanların uzaktan izlenmesine imkân tanıyan yazılımların giderek yaygınlaşması.” Örneğin Meta, kısa süre önce bu konuyla ilgili tepkiyle karşılaşmış ve çalışanların bilgisayarlarına yüklediği müdahaleci takip yazılımını geri çekmek zorunda kalmıştı.Bu bulgular şirketiniz için ne anlama geliyor?Veriler Birleşik Krallık’taki çalışanlardan elde edildi. Ancak sonuçların ABD’deki iş yerleri için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Hatta işçi haklarının görece daha güçlü olduğu ve ülke çapında evrensel sağlık hizmetleriyle desteklenen daha kapsamlı bir sosyal güvenlik ağına sahip Birleşik Krallık’a kıyasla, ABD için daha da anlamlı olabilir.Peki bu verilerden ne öğrenebiliriz? Yanıt, araştırmacıların vardığı sonuçta yatıyor. Bulgular, “etkili yöneticilerin ve yöneticilik eğitiminin” kritik önemini ortaya koyuyor. Buna göre yöneticilerin, aşırı iş yükü ve karar alma özerkliğinin eksikliğiyle çalışanların ruh sağlığındaki olumsuz sonuçlar arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunun farkında olması gerekiyor.Bu yaklaşım, çalışanların ruh sağlığını desteklemek ve tükenmişlik gibi sorunları önlemek için özerkliği teşvik eden bir kurum kültürünün oluşmasına katkı sağlayabilir. Rapora göre ruh sağlığı yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda ciddi ekonomik sonuçları olan bir konu. Nitekim ruh sağlığı sorunlarının Avrupa Birliği’nin gayrisafi yurtiçi hasılasında yüzde 4’lük bir kayba yol açtığı belirtiliyor. Depresyon ayrıca hastalık izinlerini artırabiliyor ve çalışan devrinin yükselmesine neden olabiliyor.Z kuşağının iş gücü içindeki payının hızla büyüdüğü ve bu kuşağın ruh sağlığı konularına özellikle önem verdiği bir dönemde, bu rapor şirket liderleri için açık bir mesaj taşıyor: Politikalarınızı gözden geçirin ve çalışanlarınızın ruh sağlığını ne ölçüde desteklediğinizi sorgulayın.Orijinal Yayın Tarihi: 8 Temmuz Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.