Artık herkes kod yazabiliyor. Harika haber! Ama aynı zamanda ortada sessiz sedasız büyüyen bir kod bombası da var.Kız kardeşin vibe coding yapıyor. Annen “agent” geliştirmekten söz ediyor. Ofisteki bir arkadaşın geçen gün istifa etti; chatbot satarak girişimci olacakmış.Onlar için çok sevindim, yolları açık olsun. Ama hiç düşündün mü, teknoloji neden şu aralar bu kadar yorucu, bu kadar tatsız bir hâl aldı? Bunun elbette birçok nedeni var. Ama bence en önemlilerinden biri şu:Herkese “kod yazabilirsin” dedik. Onlar da gerçekten yazmaya başladı.Artık herkesin bir fikri var. Ve herkes o fikri birkaç satır kodla “ürüne” dönüştürebiliyor. Ama artık kodu sorun çözmek için değil, sadece kod olsun diye yazıyoruz.Sonuç ne oluyor?Sorunlar azalacağına daha da çoğalıyor. Eğer yazılımcıysan, hatta sadece öyleymiş gibi takılmayı seviyorsan bile bunda sorun yok. Gayet havalı.Ama kimsenin açık açık söylemediği bir gerçek var…“Herkes kod yazabilsin” fikrinin sonuna kadar arkasındayım.On yılı aşkın süredir no-code ve low-code dünyasının içindeyim. Hatta itiraf edeyim, bazen istemeye istemeye de olsa, “vibe coding” denen şeyin müşterilerin üzerine güvenlik açığı ve gizlilik riski boca eden bir denemeden ibaret olmaması için insanlara tonla tavsiye verdim.Hatta daha da ileri gittim.Bütün bir işin bel kemiğini, baştan sona no-code ve low-code araçlarla kurdum. Takip edenlere “bakın, gerçekten oluyor” diye göstermek için, kendi “özel yapım” CMS’imi, üyelik sistemimi, ödeme ve abonelik altyapımı, raporlama düzenimi ve otomasyon makinemi sıfırdan inşa ettim.Üstelik bunu nasıl yaptığımı da, neden yaptığımı da baştan sona açık açık anlattım.Kısaca özetlersem:Piyasada benim çözmek istediğim probleme, benim iş modelime gerçekten uyan bir araç yoktu. Ben de büyük bir soruna, önce kendimi “ilk kullanıcı” kabul ederek kendi çözümümü geliştirdim.Ve…İlk başta her şey olağanüstü iyi gitti.“Herkes kod yazabilir” ne zaman sorun olmaya başlıyor?Ama şunu da her zaman söyledim:No-code, low-code ve vibe-code araçlarla, benim gibi gerçekten kod yazabilen insanların bile yapabileceklerinin bir sınırı var. Başta çok hızlı yol alıyorsun. Kısa sürede epey mesafe kat ediyorsun. Ama az da olsa bir başarı yakaladığında, eninde sonunda şu gerçek çıkıyor karşına:Platformların sınırına çarpıyorsun.Ve işin ironik tarafı şu…Bir noktadan sonra fark ediyorsun ki, o platform senin yazdığın kodu yakalamış. Artık senin günlerce ustalaştığın şeyleri, onlar saniyeler içinde yapabiliyor. Ama sen hâlâ eski sistemin içinde debeleniyor, aynı işi yapmak için on kat fazla emek harcıyorsun.Resmen bir paradoks.Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:O gün, oraya gelmek için yapılması gerekeni yaptım. Hiç pişman değilim. Hatta danıştığım mentorlarımdan biri, tanınmış bir üniversitede bilgisayar bilimi hocasıydı, bana sürekli şunu söyledi:“Ürünü değil, altyapıyı sat.”Ama ben bunu yapmadım.Açıkçası ne kadar cazip gelse de iyi ki de yapmamışım. Teknik sınırları bilmenin paha biçilmez değeriMentoruma defalarca anlattığım bir şey vardı: Ben bilerek, o altyapıyı satmamı sağlayacak aşamayı en baştan atlamıştım. Çünkü “herkes kod yazabilir” derken hep şunun altını çizdim: Ortaya çıkardığınız şey zaten geçici olacak. Eğer bunu bir iş modeline dönüştürmeyi planlıyorsanız, o kararı verdiğiniz anda yapmanız gereken ilk şey şudur: Bantla, yamayla ayakta duran o no-code/low-code makineyi, gerçek, sağlam, özel ve güvenli bir kod altyapısına dönüştürmenin yolunu bulmak. Ben kendi adıma doğru olanı yaptım. Unutmayın, ben hâlâ bir yazılımcıyım. Ama artık benim no-code sürem doldu. Ve şimdi bir karar vermem gerekiyor. Şunu bilecek kadar tecrübem var: En başta çözmek istediğim problemi henüz gerçekten çözebilmiş değilim. O yüzden yeniden platformlara dönüyorum. Ama bu kez daha yeni, daha güçlü olanlara. Ve her şeye baştan başlıyorum. Bir kez daha low-code, no-code, vibe-code ile derinlere inmeye…İyi ki de 30 yıllık teknoloji geçmişim var.İyi ki, duvara toslamadan önce o sınırları görebilecek kadar birikimim var.Ve iyi ki, şimdi yapmam gereken “refactoring” yani sistemi yeniden kurma işi benim için acı verici değil.Kod temizliği Lego’ya basmak kadar acı vericiTeknoloji dünyası aslında istediği her şeyi elde etti. Ama klasik bir hata yapıldı: Ne dilediğine dikkat etmedi.Şöyle düşün…Şekerle coşmuş bir grup çocuğu, içinde her renkten ve her şekilden kutular dolusu Lego bulunan kocaman bir oyun odasına salıyorsun. “Herkes kod yazabilir” fikrinin, yapay zekâ destekli kodlamayla kafa kafaya çarpışması tam olarak böyle oldu. Çocuklar resmen kendilerini kaybetti. Peki sence kaç tanesi durup da o küçük kullanım kılavuzlarını açıp, kaldırınca dağılmayacak bir şey yapmayı denedi?Hiçbiri.Herkes hayal gücünü sonuna kadar kullandı, çünkü biz onlara bunu söyledik! Sonra şeker etkisi geçti… Şimdi hepsi huysuz, yorgun ve ortada devasa bir dağınıklık var. Bakınca sadece bazılarının yaptıkları şeyler belki işe yarayabilir. Teknoloji sektörünün yapbozu hâlâ tamamlanamıyorSon beş yılda teknoloji dünyasında garip bir zihniyet iyice yerleşti: “Oraya varınca köprüyü zaten yakarız” düşüncesi. Kapanışı bir benzetmeyle yapayım.Eğer teknoloji sektöründe bugün istihdamın neden bu hâlde olduğunu merak ediyorsan, sebebi şu: Sektör, teknolojiyi çözülmesi gereken bir yapboz gibi görüyor. Ama yaptığı şey şu… Yapbozu çözecek insanları değil, sadece tek tek yapboz parçalarını işe alıyor. Hem de her geçen gün daha fazla, daha hızlı ve artık otomatik sistemlerle. Sonra da o parçaları, “yaklaşık gibi duruyor” diye zorla yerlerine sıkıştırmaya çalışıyor.Uymadığında? At çöpe, yenisini al. Oysa yapılması gereken çok daha basit: Daha önce gerçekten yapboz çözmüş insanları işe almak. O yüzden neredeyse on yıldır aynı şeyi söylüyorum: Evet, herkes kod yazabilir. Bugün bu her zamankinden daha kolay. Giriş bariyeri hiç bu kadar düşük olmamıştı. Fikri ürüne çevirme süresi de hiç bu kadar kısa olmamıştı. Ama sadece yapabiliyor olman, yapman gerektiği anlamına gelmiyor. Artık “parlak fikirleri” koda döken daha fazla insana ihtiyacımız yok. Bizim ihtiyacımız olan şey şu: Gerçek sorunları, gerçek kodla çözen insanlar. No-code, low-code, hatta vibe coding… Bunların hepsi insanları çözümün bir parçası hâline getiriyor. Ve bu çok önemli, çok değerli bir şey. Bu arada küçük bir not: E-posta listeme katılmak istersen kapımız açık. 15 bini aşkın kişiden oluşan küçük bir “asi ittifakız”. Aramızda gerçek kodcular da var, no-code’cular da, vibe’cılar da, öfkeyle kod yazanlar da… Hatta kodlamadan nefret edenler bile var. Orijinal Yayın Tarihi: 3 Aralık 2025Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.