“Şşş, ağlama. Erkekler ağlamaz.”Parkta oynarken bir yabancı oğluma bu cümleyi söyledi. Donup kaldım.İnsanlar bana sık sık bir oğlan çocuğu büyütmekle bir kız çocuğu büyütmek arasında fark olup olmadığını soruyor. Her seferinde düşünüyorum ve hep aynı yere varıyorum: Hayır.Onlar, dünyaya gelmelerine aracılık ettiğim minicik insanlar. Sevgiye ihtiyaçları var. Ben de onlara sevgimi veriyorum. Oğlumla da kızımla da ilişkim bundan ibaret. Gerisi sadece detay.O gece, parkta yaşananlardan sonra, ışıklar kapalıyken ve yan yana uzanmışken, oğluma şunu söyledim: Mutluyken de seni seviyorum. Bunalmışken de. Hatta sana kızdığımda bile seni seviyorum ki itiraf etmeliyim, bu düşündüğümden daha sık oluyor :) Ağlamanda hiçbir sorun yok.Geçen hafta, How to Raise a Boy kitabını bitirdim. Michael Reichert, kitapta erkek çocuklarının duygularından kopuk doğmadığını ya da doğaları gereği agresif olmadıklarını anlatıyor. Onlara öğretilen şey şu: Bağları koparmak,sert olmak,güçlü olmak,cesur olmak. Sayfa sayfa ilerledikçe çok rahatsız edici bir şey fark ettim.Son on yılda kız çocuklarının ve kadınların güçlenmesine bu kadar derinden odaklanırken, hikâyenin diğer tarafında neler olduğunu yanlış anlamışım. Çünkü hani erkekler de insan ya. Ve her zaman güçlü değiller. Her zaman sert değiller. Her zaman cesur değiller.Bir insanı kendisinden uzaklaştıran bir kültür, yalnızlık yaratıyor. Bu hafta aynı zamanda, babamı da aynı nedenle kaybedişimin beşinci yılı.Bu kitabı okumak bana şunu fark ettirdi: Kız çocukları ve kadınlar için yanlış olduğunu bildiğimiz pek çok şey, erkekler için de yanlış. Sadece kadınların güçlenmesi, hikâyenin tamamını değiştirmeye yetmiyor.Erkekler en ağır maddi yükleri taşımak zorunda değiller. Tıpkı kadınların her zaman bakım veren olmak zorunda olmadığı gibi. En büyük sorumluluğu kimse tek başına taşımak zorunda değil.Paylaşabiliriz.Ama içinde yaşadığımız dünya, başkalarının bizden beklediği rollere bürünemediğimizde, bizi “eksik” ya da “yanlış” diye etiketliyor.Hayranlık duyduğum, güvendiğim, dertleştiğim en güçlü erkekler, agresif ya da baskın olanlar değil. Dinlemeyi biliyorlar. Hem derin bir sezgiye sahipler hem de net bir duruşa. Güç, illa sert bir şey olmak zorunda değil. Agresyon, çok eski bir hikâyenin parçası.Birbirimize çok daha basit bir şey söyleyerek destek olsaydık, neler değişirdi?Sorun değil. Ağlamak hiç sorun değil. Duygularını ifade etmek sorun değil. (Bu seni zayıf yapmaz, insan yapar.) Senin için biçilen senaryoya uymamak sorun değil.Günün sonunda, normlardan bağımsız olarak birbirimizin yanında durmayı seçebilmek… Gerçek güç, bu basit tercihte gizli.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.