“Bunun seninle hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorsun. Dolabına gidip o şekilsiz mavi kazağı seçiyorsun, çünkü sırtına ne geçirdiğinle ilgilenmediğini, kendini çok ciddiye aldığını göstermek istiyorsun. Ama bilmediğin şey şu: O kazak sadece mavi değil. Turkuaz değil. Lapis de değil. Aslında gök mavisi. 2002’de büyük markaların koleksiyonlarında yer aldıktan sonra senin alışveriş yaptığın zincire kadar düştü. Oysa o mavi, milyonlarca doları ve sayısız işi temsil ediyor. Moda endüstrisinden muaf bir seçim yaptığını düşünmen gerçekten komik… Aslında sırtına geçirdiğin o kazak, bu odadaki insanlar tarafından bir yığın şeyin içinden senin için seçildi.”Bu sözler tanıdık geldi mi? Şeytan Marka Giyer’de Runway’in Genel Yayın Yönetmeni Miranda Priestly elbiseye uygun turkuaz kemeri seçmeye çalışırken ikisi arasında fark göremeyen Andrea kendini tutamayıp kıkırdar. Çünkü ona göre bu iki kemer arasında fark görenler, kapitalizmin tüketim yoluyla aidiyet veya üstünlük kurma arzusundaki bireyi manipüle etmesinin kurbanlarıdır. Buna boyun eğenleri hor gören karakterin tepkisi bize gerçekten de ne giyeceğimize “Paşa gönlüm böyle istedi.” diyerek mi karar veriyoruz sorusunu sordurtur. Dünyanın neresinde olursa olsun insanların tercih sandığı giyim kuşamı, büyüyen küresel moda endüstrisinin tekelleşmesiyle belli gruplar özelinde tektipleşirken 2016’da dolapları barıştıran yerli moda markası Suud Collection kuruldu.Kapsayıcı Dolaplar Kurucu Merve Dere’nin “Trend odaklı ilerleyen pazarın içinde daha rafine ama ulaşılabilir bir çizginin eksikliğini hissettik.” diyerek yola çıktığı Suud Collection, fonksiyonel estetikten ve zamansızlıktan beslenen, sade ve karakter sahibi tasarımlarla kendini çağdaş modanın kalbinde konumlandırıyor. “Tasarım süreci yalnızca estetikle değil, hayatın pratik akışıyla da ilgili.” diyen kurucu, giyilen her parçanın tüketici nezdinde karşılığı ve işlevi olmasını önemsediklerini belirtiyor. Bu yüzden koleksiyonlar hazırlanırken müşteriyle samimi ilişkiler kurmaya ve onlardan gelen geri bildirimlere göre uzun ömürlü, dönüştürülebilir parçalarla estetik ve sürdürülebilirliği bir araya getirmeye özen gösteriyorlar.Bu vizyon; güçlü, bağımsız ve sade görünüşüyle dikkat çeken “Suud kadınına” hitap eden koleksiyonlarında ilk günküyle aynı olsa da kullanılan dil ve dokunulan hikâyeler, akrep yelkovanın peşinden koştukça gelişmiş ve derinleşmiş. Farklı yaş ve yaşam tarzından kadınlara diledikleri gibi kombin yapabilme özgürlüğü sunan sade, şık ve eklektik koleksiyonlar yaratan marka kapsayıcılığıyla kadınlar arasında müşterek bir zemin oluşturuyor. Az, Öz, ŞıkMarkayı her göze ve gönüle hitap edecek zarafete sahip olmaktan ibaret kılmak haksızlık olur. Dere “Suud kadını bilinçli tüketimden toplumsal etkiye kadar pek çok değeri sahiplenen bir karaktere sahip.” derken tüketicilerinin sürdürülebilirlik ilkelerine ve yerli üretime verdiği kıymeti de vurguluyor. Sürdürülebilirlik marka için sadece üretim yöntemleriyle sınırlı da değil: “Tasarım anlayışımız sürdürülebilirlik üzerine kurulu. Zamansız tasarımlarla tüketim sıklığını azaltmayı, kaliteli kumaşlarla ürün ömrünü uzatmayı ve kapsül koleksiyonlarla sadeleşmeyi önemsiyoruz.” diyor kurucu. Hızlı tüketimi yavaşlatmak Suud Collection için sadece strateji değil, aynı zamanda sorumluluk. Marka için sürdürülebilirlik yalnızca tüketimi azaltmaktan da ibaret değil elbette.Yerli Üretim, Doğal Kumaş ve Kadın İstihdamı…Bu değerlerin Suud için tercih ya da stratejiden öte, markanın kimliğini oluşturan temel unsurlar olduğunu söyleyen kurucu “Üretimimizin tamamı yerli atölyelerde gerçekleşiyor. Kumaş seçiminde doğaya duyarlı, nefes alabilen ve uzun ömürlü malzemeleri tercih ediyoruz.” diyor. Kadınların istihdama katılımını destekleyerek çalışanların yüzde 80’inin kadınlardan seçen marka, aynı zamanda “Suud Cares” çatısı altında Kilisli kadınlarla yapılan el işçiliği projeleri yönetiyor. “Modayla olan bağımız geçici trendlere değil, kalıcı stille kurduğumuz ilişkiye dayanıyor.” diyor Dere. Özellikle son yıllarda Türkiye’de çoğalan yerli tasarım markalarının güçlenmesinden de son derece memnun. Her bir markanın sektörü daha çeşitli ve ilham verici hâle getirdiğine inanan kurucuyla sohbetimiz şu sözleriyle bitiyor: “Kendi yolumuza odaklanmayı, kendimizle yarışmayı tercih ediyoruz. Bu bakış açısı bizi daha fazla içsel dönüşüme yöneltiyor. Sadeliği benimseyen ve üretim süreçlerine özen gösteren markaların varlığı bizim için hem umut verici hem de desteklenmesi gereken bir değer.”