İş dünyasında yıllardır takım ruhunu, kurumsal aidiyeti ve kültürel uyumu konuşuyoruz. Çalışan bağlılığı araştırmaları yapıyor, ortak değerler yaratmaya çalışıyor, insanları aynı hedef etrafında topluyoruz.Peki ya bazı insanlar doğaları gereği kalabalığın parçası olmak istemiyorsa? Duygusal bağımsızlığına önem veriyor, çoğunluğun düşünmediği fikirleri düşünürken kendisini daha rahat hissediyorsa?Son dönemde psikoloji dünyasında dikkat çeken yeni kavramlardan biri tam da bu sorunun peşinden gidiyor: Otrovert. Psikiyatrist Rami Kaminski tarafından ortaya atılan bu kavram, ne introvert ne extrovert ne de ambivert olarak tanımlanabilen bir eğilimi açıklamaya çalışıyor. Kaminski'ye göre otrovertler insanlardan kaçmıyorlar. İnsanlarla bağ kuruyor, toplulukların içinde yer alıyorlar. Ancak kimliklerini herhangi bir gruba, topluluğa ya da aidiyet etiketine sabitlemiyorlar.Onlar için ilişki önemli, ancak aidiyet bir zorunluluk değil. The Guardian'da yer alan tanımlardan biri bunu oldukça iyi özetliyor:“Kendinizi bir topluluğa ait değilmiş gibi hissediyor, duygusal bağımsızlığa ihtiyaç duyuyor ve sürekli özgün fikirler mi üretiyorsunuz? Frida Kahlo, Franz Kafka ve Albert Einstein gibi siz de otrovert olabilirsiniz.”Kaminski kelimenin kökenini açıklarken ilginç bir ayrım yapıyor. “Otro”, İngilizcedeki other (başka, farklı) kelimesine gönderme yaparken, “vert” introvert ve extrovert kavramlarında olduğu gibi yönelimi ifade ediyor.Peki introvertler içe, extrovertler dışa bakıyorsa otrovertler nereye bakıyor?Kaminski'nin cevabı oldukça çarpıcı:“Onların temel yönelimi, çoğu zaman başkalarının baktığı yöne bakmamalarıdır.''Başka bir deyişle;Introvert içe bakar.Extrovert dışa bakar. Otrovert ise kendi yönüne, çoğu zaman da farklı bir yöne bakar.Ait Olamamak mı, Aidiyete Daha Az İhtiyaç Duymak mı?Otrovert kavramı ilk bakışta uyum sağlayamayan insanları tarif ediyor gibi görünebilir fakat Kaminski'nin anlattığı çok daha farklı. Çocukluğunda izcilere katıldığında diğer çocuklar üniforma giymenin ve grubun parçası olmanın heyecanını yaşarken, kendisinin hiçbir şey hissetmediğini anlatıyor ve sorunun kabul edilmemek veya kabul görmek istememek olmadığını ekliyor. Sadece grubun sembollerinin ve ritüellerinin diğer insanlar üzerindeki etkisinin onda oluşmadığını söylüyor. Kaminski bunu insanların çoğunda bulunan ancak otrovertlerde daha zayıf çalışan bir mekanizmayla açıklıyor: “Bluetooth fenomeni.”Bluetooth FenomeniKaminski'ye göre insanların önemli bir bölümü bulundukları grubun duygu durumuna, düşüncelerine ve davranış normlarına farkında olmadan bağlanıyor. Adeta görünmez bir Bluetooth bağlantısı kuruluyor. Bu durum sosyal yaşamı kolaylaştırıyor, aidiyet hissini güçlendiriyor. Toplulukların oluşmasına katkı sağlıyor. Ancak aynı mekanizma bazen eleştirel düşüncenin, özgün fikirlerin ve farklı bakış açılarının kaybolmasına da neden olabiliyor. Otrovertler ise bu senkronizasyona daha az ihtiyaç duyuyor. Bir grubun içinde bulunabiliyorlar ancak grubun duygusal frekansına otomatik olarak bağlanmıyorlar. Belki de bu nedenle kendilerini çoğu zaman kalabalığın içinde ama kalabalığın parçası değilmiş gibi hissedebiliyorlar. Kaminski'ye göre bu durum bir eksiklik değil, tam tersine, özgünlük ve duygusal bağımsızlık için önemli bir avantaj olabilir. Kaminski'ye göre tarih, herhangi bir gruba duygusal olarak bağımlı olmadığı için çoğunluğun göremediğini görebilen bağımsız düşünürlerle dolu. Bu nedenle Frida Kahlo, Franz Kafka, Albert Einstein ve George Orwell gibi isimleri otrovert örnekleri arasında gösteriyor. Ona göre bu insanların ortak özelliği yalnız olmaları değil; kalabalığın içinde olsalar bile düşüncelerini kalabalığa teslim etmemeleriydi.Bu noktada sosyal psikolojinin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir kavram akla geliyor: Grup Düşüncesi. Irving Janis tarafından ortaya atılan bu kavram, grupların uyumu koruma isteğinin zaman zaman eleştirel düşünmenin önüne geçebildiğini anlatır. Bazen bir gruba çok fazla ait olmak, farklı düşünmeyi zorlaştırabilir. Bazen de ilerlemeyi sağlayanlar merkezin içinde duranlar değil, kenarında duranlar olur. Belki de bu nedenle tarih boyunca birçok yenilik, mevcut düzenin tam merkezinden değil, ona belli bir mesafeden bakabilen kişilerden gelmiştir.Otrovert Olduğunuzu Gösteren 7 İşaretKaminski'nin tanımladığı çerçeveye göre aşağıdaki özellikler otrovert eğilimlerle ilişkilendiriliyor:Kalabalıklardan çok bire bir veya küçük gruplardaki derin sohbetleri tercih etmek Başkalarının ruh haline kolayca senkron olmamak Dikkat çekmekten çok özgün fikirler üretmeye ilgi duymak Sosyal ortamlarda rahat görünse de zaman zaman kendini dışarıdan biri gibi hissetmek Kimliğini grup etiketlerinden çok bireysel özellikleri üzerinden tanımlamak Çok sayıda ilişki yerine daha derin ilişkileri tercih etmek Genelden farklı düşündüğünden yaratıcı fikre sahip olmak Elbette her insan zaman zaman bu özelliklerin bazılarını gösterebilir. Ancak Kaminski'ye göre bu özelliklerin bir araya gelmesi, kişinin aidiyetle kurduğu ilişkinin çoğunluktan farklı olabileceğine işaret ediyor.Kurumlar Hala Extravertleri mi Ödüllendiriyor?Belki de otrovert kavramının en ilginç tarafı psikolojiden çok yönetim dünyasına söyledikleridir. Çünkü modern iş hayatı uzun yıllar boyunca görünür olmayı, yüksek sesle konuşmayı, hızlı ağ kurmayı ve sürekli sosyal etkileşim içinde olmayı liderlik potansiyeliyle ilişkilendirdi.Psikolog Susan Cain, çok satan kitabı Sessiz’de bu durumu “Extravert İdeali” olarak tanımlar. Ona göre modern iş dünyası farkında olmadan dışa dönük davranışları liderlik ve başarıyla eşleştirme eğilimindedir. Bu nedenle bazı çalışanlar performanslarıyla değil, görünürlükleriyle değerlendirilir. Oysa görünürlük ile değer aynı şey değildir.Adam Grant ve çalışma arkadaşlarının araştırmaları da bu varsayımın her zaman doğru olmadığını gösteriyor. Araştırmalar, özellikle proaktif ekiplerde introvert liderlerin bazı durumlarda extrovert liderlerden daha başarılı sonuçlar elde edebildiğini ortaya koyuyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, ekip üyelerinin fikirlerine daha fazla alan açmaları. Buradan bakacak olursak da kurumlarda sorun belki de “sessizlik” değil, sorun sessizliği yanlış yorumlamamızdır.Otrovertleri Bekleyen Görünmeyen RisklerEğer Kaminski'nin tanımladığı otrovertler gerçekten varsa, onların iş hayatındaki en büyük zorluğu muhtemelen yalnızlık değil; yanlış anlaşılmak olacaktır. Çünkü birçok kurum hâlâ aidiyeti benzerlik üzerinden tanımlıyor. Toplantılarda sürekli konuşmayan, her sosyal etkinlikte görünmeyen, kalabalıkların enerjisinden beslenmeyen, kurumsal sloganlarla güçlü bağ kurmayan kişiler; zaman zaman isteksiz, yeterince bağlı olmayan veya liderlik potansiyeli sınırlı çalışanlar olarak algılanabiliyor. Oysa aidiyet ile benzeşme aynı şey değildir. Bir kişi kuruma bağlı hissedebilir ama herkes gibi düşünmek istemeyebilir. Takımın parçası olabilir ama takımın kopyası olmak istemeyebilir. Belki de otrovertlerin kurumlara sorduğu asıl soru budur: Farklı düşünmeye gerçekten ne kadar izin veriyorsunuz?Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.