Bugün teknoloji herkesin dilinde. Ancak bir kavramın dilde olması, zihinde yer ettiği anlamına gelmiyor. Çiçek Çizmeci ile sohbete başladığımızda, masaya koyduğu ilk tespit bu "aşinalık yanılsaması" üzerine oluyor:"Teknoloji deyince artık otomatik olarak yapay zekâyı konuşuyoruz. Gelişmeleri, hızı, potansiyeli tekrar ediyoruz. Bu tekrar bir aşinalık yaratıyor, korkuyu azaltıyor ama gerçekten anlıyor muyuz? Şüpheli."İşte Çiçek Çizmeci, tam da bu "tekrar etmek" ile "anlamak" arasındaki boşluğu dolduran isim. Yarattığı "Çiçek ile Teknoloji" platformu, karmaşık algoritmaları günlük hayatın lisanına çeviren bir tercüme bürosu gibi çalışıyor. Misyonu net: Teknolojiyi bir mühendislik harikası olarak değil, hayatın doğal bir parçası olarak anlatmak.Bir Sırt Çantası ve Televizyon KanalıÇizmeci’nin teknolojiyle kurduğu bağ, Uluslararası İlişkiler eğitimi aldığı yılların çok ötesine, köklü bir "anlatma ihtiyacına" dayanıyor. Geçmişindeki spikerlik ve sunuculuk deneyimleri ona hikâye anlatmayı sevdiğini öğretmişti; ancak asıl kırılma noktası, teknolojiyle seyahatin birleştiği anlarda yaşandı.O günleri, bir girişimcilik dersi niteliğinde anlatıyor: "Seyahat ederken yanımda hep teknoloji vardı. Dronlar, kameralar, lensler, mikrofonlar... Aslında sırt çantamda kendi televizyonumu taşıyordum. O ekipmanların nasıl çalıştığını, nasıl daha iyi hikâye anlatacağını tek başıma, deneye yanıla öğreniyordum."Bu tutkuyu geleneksel medyaya taşımak istediğinde ise aldığı yanıt koca bir sessizlik oldu. Televizyon kanalları, o dönemde bu formatta bir teknoloji anlatıcılığına yer açmaya yanaşmadı. İşte o an, Çiçek Çizmeci kararını verdi: "Madem anlatacak bir alan yok, ben kendi alanımı kurarım."YouTube’da başlayan "Çiçek ile Teknoloji" yolculuğu, bir heves değil, içsel bir ihtiyaçtı. Bugün geldiği noktada, özellikle kadınların teknolojiye olan ilgisinin artmasıyla, bu "ihtiyacın" toplumsal bir karşılığı olduğunu kanıtladı. "İlgi olmadan anlayış gelmiyor." diyor Çizmeci. "Ben o ilgiyi, 'ben de yapabilirim' duygusunu uyandırmak istiyorum.""Sadeleştirmek, Küçültmek Değildir"Peki, onu diğer teknoloji yayıncılarından ayıran ne? Yanıt, kendine has sadeleştirme felsefesinde gizli. Ancak Çiçek Çizmeci için sadeleştirmek, konuyu basitleştirip küçültmek ya da yüzeyselleştirmek değil."Bir teknoloji haberine baktığımda sadece başlığa bakmıyorum." diyor ve araştırma yöntemindeki o titiz detayı paylaşıyor: "Şirket nerede doğmuş, kurucusu kim, neyi dert edinmiş? Hatta kurucuların geçmişine, işin magazin tarafına bile giriyorum. Çünkü ben o konuyu zihnimde 'kendi malım' yapana kadar derinleşmezsem, sadeleştiremem. Benim anlamam demek, konunun sadeleşmesi demek."Ona göre bugünün teknoloji medyasındaki en büyük kriz "bilgi eksikliği" değil, "bağlam eksikliği." "Haberler arka arkaya geliyor. Kim, neyi, kaç milyar dolara satın aldı... Ama asıl soru şu: Bu benim hayatıma nereden değecek?" diye soruyor deneyimli yayıncı. "Teknolojiyi bir vitrin objesi olmaktan çıkarıp, insanla ve toplumla kurduğu ilişki üzerinden anlatmaya çalışıyorum."Eğitim, Sağlık ve Yapay Zekânın “Çocukluğu”Geleceği konuşurken Çizmeci’nin radarı sadece yazılımlarda değil. Geleceğin en kritik iki alanının Eğitim ve Sağlık olduğuna inanıyor. Yaptığı işi de bir tür "eğitim" olarak görüyor: "İnsanlık sürekli öğrenmek zorunda. Bir gün bile kopsanız geride kalıyorsunuz. Ben insanların kendi kendine öğrenmeye cesaret etmesini istiyorum."Yapay zekânın bugünkü durumunu ise çok çarpıcı bir metaforla özetliyor: "Yapay zekâ bugün dijital bir varlık olarak evrim sürecinde. Yeni doğmuş bir bebek gibiydi, şimdi çocukluğa geçiyor. Ve tam da bu evrede ona neyi öğrettiğimiz, neyi sınır kabul ettirdiğimiz geleceği belirleyecek."Bu noktada "Neler mümkün?" sorusundan çok, "Neleri yapmamalıyız?" sorusuna odaklanılması gerektiğini savunuyor. Çünkü teknoloji geliştikçe, toplumsal ve insani sonuçlar üretmeye başlıyor.Vizyon mu, Umut Tacirliği mi?Sohbetimiz kurumsal dünyaya ve şirketlerin stratejilerine kayıyor. Çiçek Çizmeci, burada çok ince ama hayati bir ayrım yapıyor: Vizyon ile Umut Yükleme."Şirketlerin yaklaşımında ikisini de görüyoruz." diyor. "Gerçek vizyona sahip şirketler, 'yapay zekâ ile ne olacak'tan ziyade 'yapay zekâ hayatın neresine yerleşecek' sorusuna yanıt arıyor. Veri merkezinden çipe kadar tüm zinciri kurguluyorlar."Diğer tarafta ise pazarlama kokan "umut tacirliği" var. "Bu bana siyasi kampanyaları hatırlatıyor." diyor gülümseyerek. "Büyük vaatler, 'bizimle her şey değişecek' sloganları... Eğer anlatılanın arkasında çalışan bir sistem yoksa, o umut kısa sürede boş bir vaade dönüşüyor."Bu noktada Rabbit ve Friend gibi büyük lansmanlarla çıkıp sönen donanım fiyaskolarını anımsatıyor: "Hikâye ne kadar güçlü olursa olsun, teknoloji eğer günlük hayatta bir yere oturmuyorsa, insana temas etmiyorsa, o parlak lansmanlar sahneden sessizce çekilmeye mahkûm."Yapay Zekâya "BENİ ONAYLAMA" DemekÇiçek Çizmeci, bir "tekno-optimist" olsa da kontrolü asla elden bırakmıyor. Yapay zekâ ile ilişkisi, hepimizin ders alması gereken bir "mesafeli duruş" içeriyor."Yapay zekâya kendimi hiç bırakmıyorum." diyor net bir dille. "Beni en çok rahatsız eden şey, sürekli onaylayan cümleler. 'Evet haklısın', 'Bu çok iyi fikir'... Bu beni geliştirmiyor, olduğum yerde tutuyor."Bu yüzden sistem ayarlarını (Custom Instructions) özel olarak kurgulamış: "Ona, bana katılmak zorunda olmadığını, mümkünse karşı çıkmasını, yanıldığım yeri göstermesini söyledim. Beni rahatlatmasın, zorlasın.""Keşke Mühendislik Okusaydım"Peki, Türkiye’nin en güvendiği teknoloji anlatıcılarından birinin bir pişmanlığı var mı? "Bugün geçmişteki kendine tek bir cümle söyleme şansın olsa, bu ne olurdu?" sorumuza hiç düşünmeden yanıt veriyor: "Bilgisayar Mühendisliği oku derdim."Uluslararası İlişkiler mezunu olmanın verdiği "büyük resmi okuma" yeteneğini yadsımıyor ama teknik taraftaki açığı kapatmak için hâlâ bir öğrenci gibi çalışıyor. USAII’den yapay zekâ sertifikaları alıyor, Andrew Ng’nin derslerini izliyor. "Hâlâ çırak olduğumu hissediyorum." demesi, aslında onun neden bu kadar güvenilir olduğunun kanıtı.İnsanın Yeni Sınavı: MuhakemeRöportajın en derinleştiği yer, teknolojinin insan psikolojisi üzerindeki etkisi oluyor. Çizmeci’ye göre teknoloji, karar alma süreçlerinde iki ucu keskin bir bıçak."Teknoloji cesaret varsa güçtür. Cesaret yoksa, çok havalı bir erteleme aracıdır." tespiti, modern yöneticinin özetini yapıyor. "Biraz daha veri gelsin, bir model daha deneyelim derken aslında karar anını sürekli erteliyoruz. Teknoloji netlik üretmek yerine sorumluluğu askıya alan bir perdeye dönüşüyor."Ve asıl tehlike burada başlıyor: Muhakeme Yetisi. "Veriyi zaten verdik, hızı zaten kabullendik." diyor Çiçek ile Teknoloji'nin yaratıcısı. "Ama elimizde kalan ve asıl korunması gereken şey insanın muhakeme yetisi. Konfor uğruna aklımızı teslim edersek, geriye korunacak bir şey kalmıyor. Teknoloji aynayı tutabilir ama kararı insan vermeli."SON SÖZ: DEPREM ÇANTASI VE GELECEK2026’ya girerken Çiçek Çizmeci’nin okurlara son iletisi, sarsıcı bir metaforla geliyor: Deprem Çantası."Geleceğin geleceğini biliyoruz, tıpkı deprem gibi. Ama kaçımızın yatak ucunda gerçekten bir deprem çantası var?" diye soruyor. "Gelecek fikri zihnimizde var ama bedenimiz ve alışkanlıklarımızla oraya hazırlanmıyoruz. Hazırlık korkuyla değil, bilinçle başlar."Onun önerisi net: Yavaşlayın. Her trende atlamayın. "Neden?" sorusunu sorun. Ve en önemlisi; dijital dünyada kaybolmamak için, gerçek dünyayla (doğayla, insanla) bağınızı koparmayın.Çünkü Çiçek Çizmeci’nin vizyonunda teknoloji; hayatın kendisini ikame etmeye çalışan değil, hayatı zenginleştiren bir yerde durmalı.Bu yazı, Inc. Türkiye Ocak - Şubat 2026 sayısında yayınlanmıştır. Abonelere özel çok daha fazla içerik için şimdi size özel tekliflerimizi inceleyin!Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.