8 Mart her yıl takvimlerde yerini aldığında, kadınların iş hayatındaki yeri, fırsat eşitliği ve toplumsal ilerleme yeniden konuşulmaya başlıyor. Bu görünürlük kıymetli; ancak 8 Mart’ın asıl anlamı yalnızca bir kutlama ya da sembolik bir hatırlatma değil. Bu tarih aslında çok daha temel bir soruya işaret ediyor: İnsan hakları, fırsat eşitliği ve herkesin potansiyelini gerçekleştirebildiği bir toplum mümkün mü?Türkiye’de bu soruya verilecek cevap, coğrafyaya göre değişiyor. İstanbul’da yaşayan birçok kişi için fırsatlara erişim, eğitim olanakları, kariyer ağları ve hatta günlük yaşam koşulları görece daha “hijyenik” bir ortamda ilerliyor. Üniversiteler, şirketler, mentorluk ağları ve etkinlikler bir arada bulunuyor. Bir genç kadın için rol model görmek, bir etkinliğe katılmak ya da bir kurumla temas kurmak çoğu zaman birkaç metro durağı uzaklıkta.Ancak Türkiye’nin farklı şehirlerinde tablo oldukça farklı. Anadolu’da gençlerle konuştuğunuzda bambaşka bir gerçeklikle karşılaşıyorsunuz. Aynı yaşta, aynı motivasyona sahip, hatta çoğu zaman çok daha büyük bir azimle çalışan genç kadınlar; fırsatlara erişim konusunda ciddi sınırlamalarla karşı karşıya kalıyor. Eğitim almak için çabalayan, online sertifikalarla kendini geliştiren, yabancı dil öğrenen ve gerçekten “tuttuğunu koparmaya çalışan” bir gençlik var. Fakat çoğu zaman bulundukları şehir, okudukları üniversite ya da kurabilecekleri network sınırlı olduğu için bu çaba karşılığını aynı hızda bulamıyor.Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 35–36 bandında. Bu oran yalnızca ekonomik bir gösterge değil; aynı zamanda erişim meselesini de yansıtıyor. Büyük şehirlerde kariyer fırsatlarına ulaşmak görece mümkünken, daha küçük şehirlerde bu yol çok daha uzun ve dolambaçlı olabiliyor. Özellikle teknoloji, mühendislik ya da yüksek katma değerli sektörlerde bu eşitsizlik daha da belirgin hale geliyor.Bu nedenle kadın hakları meselesini yalnızca bir eşitlik tartışması olarak değil, aynı zamanda bir erişim ve fırsat dağılımı meselesi olarak ele almak gerekiyor. Çünkü potansiyel yalnızca büyük şehirlerde doğmuyor. Türkiye’nin dört bir yanında aynı azimle çalışan genç kadınlar var. Ancak fırsatların dağılımı eşit olmadığında, bu potansiyelin önemli bir kısmı görünmez kalabiliyor.İş dünyası açısından bakıldığında bu durum yalnızca toplumsal bir sorun değil, aynı zamanda ekonomik bir kayıp. McKinsey ve benzeri araştırmalar, çeşitliliği yüksek ekiplerin daha iyi problem çözdüğünü ve daha yüksek inovasyon kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Farklı şehirlerden, farklı sosyal arka planlardan gelen bireylerin aynı masada buluşması yalnızca kapsayıcılığı artırmıyor; aynı zamanda kurumların rekabet gücünü de yükseltiyor.Bu noktada kurumların yetenek stratejilerini yeniden düşünmesi gerekiyor. İşe alım süreçleri hâlâ belirli üniversiteler ve belirli şehirler etrafında şekilleniyorsa, Türkiye’nin gerçek potansiyel havuzunun önemli bir kısmı sistemin dışında kalıyor demektir.8 Mart’ı anlamlı kılan şey de tam olarak bu soruları yeniden sormaya alan açması. Bu gün bize yalnızca başarı hikâyelerini değil, görünmeyen bariyerleri de konuşma fırsatı veriyor.Gerçek eşitlik yalnızca aynı haklara sahip olmakla değil, aynı fırsatlara erişebilmekle mümkün. Ve bu fırsatlar yalnızca birkaç büyük şehirde yoğunlaştığında, eşitlik hâlâ tamamlanmamış bir hikâye olarak kalıyor.Belki de 8 Mart’ın en gerçekçi hatırlatması şu: Türkiye’nin geleceği yalnızca İstanbul’da değil. Anadolu’nun farklı şehirlerinde çalışan, öğrenen ve hayal kuran genç kadınların potansiyelinde de şekilleniyor. O potansiyeli görünür kılmak ise yalnızca bireylerin değil, kurumların ve toplumun ortak sorumluluğu.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.