İnsanın derdi kendiyledir.Bugün “kendi” dediğimiz şey, eskiden anladığımız şey değil.Bir zamanlar “kendi” bedenle, hafızayla, vicdanla, sessizlikle ilişkilendirilirdi. İnsan kendine döndüğünde durur, yalnız kalır, düşünürdü. Bugün ise insan kendine döndüğünü zannederek hiç durmadan akıyor.Parmağın ekran üzerinde yaptığı küçük hareketler, neredeyse günün tamamını belirliyor. Storyler, bildirimler, akışlar… Hepsi kişisel. Hepsi “benim”. Ama gerçekten öyle mi?Bugünün insanı tek bir kendilikle yaşamıyor. Bir bedensel varlığı var. Bir dijital kimliği var. Bir de bunların arasında gidip gelen, çoğu zaman hangisinin baskın olduğunu fark etmeyen bir zihin hali. Sosyal medyada temsil edilen “ben”, gerçek hayattaki “ben”den daha çok vakit istiyor. Daha çok özen istiyor. Daha çok dikkat istiyor. Ve insan, günün sonunda kendisiyle değil, kendi temsiliyle baş başa kalıyor.Burada fanfirikli soru geliyor işte: Bu bir kaçış mı, yoksa yeni bir içe dönüş biçimi mi?Kolay cevap şu olurdu: “İnsan kendinden kaçıyor.”Ama belki mesele bu kadar basit değil. Belki de çağdaş insan, ilk kez kendi kurduğu bir dünyada yaşıyor. Algoritmalarla şekillenen, yapay zekâyla konuşulan, dijital kimliklerle sürdürülen bir dünya. Bu dünya yapay olabilir ama kuran insanın kendisi. Yani dışsal değil, son derece kişisel.O zaman mesele şuraya geliyor: İnsan bu dünyayı kendisiyle yüzleşmek için mi kurdu, yoksa kendisiyle yüzleşmemek için mi?Çünkü insanın derdi kendiyledir cümlesi, niyeti gizlemez. Dert oradadır. Ama dertle ne yapıldığı belirleyicidir. Bazı yüzleşmeler sessizlik ister. Bazıları dikkat ister. Bazıları da sürekli meşguliyetin arkasına saklanır. Akış, bazen aynaya dönüşür; bazen aynayı tamamen kapatır.Bugün “kendi” dediğimiz şey, çoğu zaman bedensel bir varlık değil. Daha çok dijital bir iz. Sürekli güncellenen, sürekli onaylanan, sürekli beslenen bir yapı. İnsan, bu yapıyı “ben” diye sahiplendiğinde, kendiyle ilgilendiğini sanıyor olabilir. Ama belki de tam o anda, kendisinden en uzak noktadadır.Bu yüzden artık mesele dış uyaranların çokluğu değil. Mesele, insanın bu uyaranların içinde hangi kendisiyle yaşadığı. Dijital kimlik, ikinci benlik, sanal varlık… Bunların hepsi insanın kurduğu şeyler. Ama insan, kurduğu şeylerin içinde kaybolduğunda, hala kendine dönmüş sayılır mı?Belki de bugünün en zor sorusu bu:İnsanın derdi kendiyledir diyorsak, bugün hangi “kendi”den söz ediyoruz?Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.