Gün içinde bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Daha fazla para, daha büyük şirket, daha yüksek mevki, daha güçlü etki. İstemek doğal. Sorun, isteğin bir noktadan sonra hırsa; hırsın da insanın kendi eksikliğinin kanıtına dönüşmesi. Çünkü aşırı hırsın içinde gizli bir cümle YOK mu?“Bende YOK.”Bir şeyi ne kadar büyük bir mecburiyetle istiyorsanız, zihninize onun sizde olmadığını o kadar sık hatırlatıyorsunuz. Başarıyı istemek başka, “başarılı olmazsam hiçbir şeyim” demek başka. İşte YOKluk tam burada başlıyor.Psikolojide bizim mevzuya yakın kavram; scarcity mindset, yani eksiklik psikolojisi. İnsan bir şeyin azlığına ya da yokluğuna fazla odaklandığında dikkati o eksikliğin çevresinde daralıyor. Maddi darlıktaki zat sürekli maddiyatı, zamanı az olan sürekli zamanı, mevki kaygısı yaşayan sürekli başkalarının kendisi hakkındaki “Ay ne diyorlar benim için”i düşünüyor.Zihin böyle bir karanlık tünele giriyor. Bu tünelde insanın seçenekleri gerçekte azalmıyor, fakat onları görebilme yetisi hem kendinden hem de çevresel olarak düşüyor. Bir iş ya da proje mutlaka yapılmalıysa o iş artık proje değildir. Kurtarıcıdır. Bir yatırım mutlaka gelmeliyse para artık sermaye değildir. Onaydır. Bir mevki mutlaka sizin olmalıysa unvan artık görev değildir. Kimliğinizdir.Ve kendi değerini ve sıkıntılarını dışarıdaki bir sonuca bağlayan insan, fark etmeden pazarlık gücünü de o sonuca teslim eder.Kaybetme ihtimali yükseldiğinde beynin tehdit sistemleri daha fazla devreye girer. Biliriz bunu ve severiz de. Ama bu sistemde dikkat daralır, beden gerilir, zihnin gelecekteki olasılıkları tartan bölümleri üzerindeki baskı artar. İnsan daha hızlı karar vermeye, daha fazla kontrol etmeye ve belirsizliği mümkün olduğunca çabuk bitirmeye çalışır. Genelde de toplu hatalar zinciri gelir. Bu yüzden aşırı hırs bazen insanı başarı yerine hatalar zincirine hazırlayabilir. Bir girişimci kötü yatırım şartlarını kafadan kabul eder. Bir yönetici yanlış çalışanı kaybetmemek için an gelir gereğinden fazla taviz verir. Bir marka sırf yıllardır yatırım yaptı diye artık çalışmayan bir fikri ite kaka sürdürür. Bir insan da yıllarca istediği bir şeyin artık kendisine iyi gelip gelmediğini farkedemez hale gelir. Çünkü beyin “Bunu gerçekten istiyor muyum?” sorusundan uzayıp “Bunu nasıl kaybetmem?” sorusuna geçmiştir. Aradaki fark devasa.Hırs aslında YOKluğu büyütebilirHırs dışarıdan güç gibi görünebilir, kısmen olası. İçeriden bakıldığında bazen eksiklik duygusunun hızlandırılmış hali olma olasılığı da pek yüksek ama bakın. Adem oğlu parayı değil, parasızlığın onda yarattığı duyguyu yenmeye çalışır. Mevkiyi değil, görünmez kalmaktan korkar. Başarıyı değil, başarısız sayılma ihtimalini ortadan kaldırmak ister. Denklemi gelin şöyle kuralım (pek severim denklemler işini, formülasyona da hastayım ayrıca):Hırs = Arzu × EksiklikEksiklik büyüdükçe hırs güçleniyor. Ve garip biçimde, aşırı hırs eksikliği gidermek yerine sürekli hatırlatıyor. “Daha fazlasına ihtiyacım var.” “Biraz daha.” “Bu da yetmedi.” Başarı geliyor fakat yeterlilik hissi gelmiyor. Çünkü sorun hedefte değildi. Ölçü.Bir şeyi çok sıkı tuttuğunuzda başka bir şeyi tutacak el de kalmaz güç de. Bakalım çevremize bunun karşılığını sürekli görüyoruz. Eski müşteriyi kaybetmemek için yenisine alan açılamıyor. Yıllardır üzerinde çalışılan fikir bırakılamadığı için daha iyisi görülemiyor (özellikle projesine aşıklar). Eski başarı yolu korunurken yeni fırsat geçip gidiyor.Kapalı elin gücü vardır. Ama alanı YOK. Açık el daha savunmasız görünür, fakat alabilir. Eski ustaların yapıda aradığı şey de buydu: kuvvet tek başına yeterli değildi; ölçü gerekiyordu. Taşı ne kadar pürüzsüz yonttuğunuz değil, nereye koyduğunuz da belirleyiciydi. İnsan da kendi arzusunu biraz böyle işlemek zorunda.Her kapı açılmak zorunda olmayabilir…Modern başarı kültürü “asla vazgeçme” mottosunu pek de sever. Oysa bazı kapılar açılmaz. Belki de açılmaması gerekir. Bir projeye emek verdiniz. Olmadı. Bir ortaklık için uğraştınız. Olmadı. Bir pozisyonu istediniz. Gelmedi. Kapıyı daha sert yumruklayabilirsiniz. Ya da birkaç adım geriye çekilip yapının tamamına bakabilirsiniz. İkinci hareket daha sakin görünür ama daha fazla iç disiplin ister. Çünkü insanın arzusu ile kendi merkezi arasına mesafe koymasını gerektirir. Her kayıp eksiklik değildir. Bazı kayıplar sadece boşluk açar. Ve bazen yeni olan ancak o boşluğa yerleşebilir.Buradaki fikir “istemeyin” değil. İste. Çalış. Üret. Zorla. Ama istediğin şeyi kendi değerinin ölçüsü yapma. Çünkü o anda arzu zehirlenmeye başlar. Şimdi de güncellenmiş formül, aha geliyor:Başarı = Arzu + Emek + ÖlçüÖlçü kaybolduğunda arzu hırsa dönüşüyor işte. Hırs büyüdükçe insan sahip olmadığı şeye bakıyor. Sahip olmadığı şeye baktıkça eksiklik hissi büyütüyor. Eksiklik büyüdükçe daha fazla fazla fazla... Çember daralmıyor kapanıyor. Ve belki de bütün mesele o çemberi kırabilmekte. Çünkü aşırı hırsın gerçek cümlesi “daha fazlasını istiyorum” olmamalı. Vardır bir şeyler, mesela:“Şu an olduğum halim yetmiyor.”İnsan tam da orada kendi merkezinden uzaklaşmaya başlasa. İlerlemek için daha çok şeye sahip olmak gerekmese. Sadece yumruğu biraz gevşetmek gerekse, mesela.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.