Mezopotamya, "iki ırmak arasındaki toprak" demek. Dicle ile Fırat'ın arasında, insanlığın tarımı, yazıyı ve ticareti ilk denediği yer. Medeniyet tek bir ırmağın kıyısında değil, iki akışın buluştuğu bu verimli toprakta doğdu.Mardin, bu ovaya yukarıdan bakan bir şehir. Ekim'in ilk günlerinde, ilk kez gittiğim Mardin'de taş evlerin arasından ovaya bakarken, binlerce yıl önce bu topraklarda yaşananın bugün de geçerli olduğunu düşündüm.Girişimcilik ekosistemleri de tıpkı bu ova gibi genişliyor. Tek bir şehirden, tek bir çevreden beslenen bir ekosistemin genişleyeceği yer sınırlı. Asıl bereket, farklı akışlar buluştuğunda ortaya çıkıyor: deneyim ile merak, sermaye ile cesaret, yılların birikimi ile ilk kez söze dökülen bir fikir.MardinUp'ta karşılaştığım da tam olarak buydu: Bir yanda ekosisteme yıllarını vermiş isimler, öbür yanda yeni bir şey kurmanın heyecanıyla dolu gençler. İki ırmak, aynı salonda.Salondaki iki ırmakTürkiye Girişimcilik Vakfı'nın (GİRVAK) Fellow programı mezunlarının hayata geçirdiği MardinUp, 2 Ekim'de dördüncü kez Mardin'deydi. Bu buluşma, etkinliğin iki koordinatörü, Mardin'de doğup büyümüş Muhammed Gültekin ile Robin Askar'ın aylar süren emeğiyle hayat buldu. Bu yılki tema ise "Görünenin Ötesinde" idi.Salondaki gençlerin gözlerindeki merak, İstanbul'da katıldığım herhangi bir girişimcilik etkinliğinde gördüğümden farklı değildi. Farklı olan, o merakın önüne açılan kapıların sayısıydı. İstanbul'da bir genç, haftanın herhangi bir akşamı bir yatırımcıyla tanışabilir. Mardin'deki bir genç için aynı karşılaşma çoğu zaman yüzlerce kilometre uzaklığında. MardinUp'ın yaptığı şey tam olarak bu mesafeyi kısaltmak: Gençlerin ekosisteme gelmesini beklemek yerine, ekosistemi gençlere götürmek.Sahnedeki konuşmalar da bu kapıların nasıl açılabileceğini anlattı. Seri girişimci ve Lumaq'ın kurucu ortağı Sina Afra, bir girişimin kaderini belirleyen en kritik faktörün fikirden çok zamanlama olduğunu söyledi: "Zamanlama doğruysa bir girişimin başarılı olma olasılığı çok yüksek." Bir sonraki panel, Mardin'deki gençler için doğru zamanın belki de tam şimdi olduğunu gösterdi. Panelin moderatörü, Mediazone'un kurucu ortağı ve CEO'su Kaan Kayabalı, yapay zekânın artık sermayesi olmayana da bir ürün ortaya çıkarma imkânı verdiğini hatırlattı ve ekledi: "Mardin'den İstanbul'a ulaşabiliyor, bunun için hiçbir şeye ihtiyacı yok."Ama kapıyı açmak için önce o kapıyı çalmaya cesaret etmek gerekiyor. Günün en çok aklımda kalan tavsiyesi de bununla ilgiliydi. Göbekli Tepe'nin binlerce yıllık mercimeğini filizlendirip geleceğin gıdasına dönüştüren The Good Wild'ın kurucu ortağı Dilara Koçak, yatırımcılarla görüşmeye giderken çekindiğini anlattı. Sina Afra onu şöyle cesaretlendirmiş: "Sen onlardan para istemeye gitmiyorsun. Onlara çok yüksek potansiyeli olan bir konuyu haber vermeye gidiyorsun." O salondaki gençlerin en çok duyması gereken cümle belki de buydu.Sosyal girişimcilik oturumu ise bu cesaretin küçük adımlarla nasıl büyüdüğünü gösterdi. Kırsalda Tenis Hareketi'nin proje koordinatörü Abdulkadir Ökten, birkaç raket ve topla köylerde başlattığı oyunun üç beş kişiden 40-50 kişiye nasıl ulaştığını anlattı. KODA'nın kurucusu ve genel koordinatörü Mine Ekinci, Türkiye'de her 10 çocuktan birinin hâlâ köylerde büyüdüğünü hatırlattı. Hatay Sörf Merkezi'nin kurucusu Deniz Toprak ise girişimciliğin bilançolarda görünmeyen bir yüzüne dikkat çekti: "İyiliğin çok güçlü ama çok hafife alınan bir sermaye olduğunu düşünüyorum." Denizden korkan bir şehirde çocukları denizle barıştırırken öğrendiği şey de buydu: Tekrar ettiğimiz düşünceleri değiştirdiğimizde kültür de değişiyor."Anadolu'dan girişim çıkmaz" varsayımı da değişebilir. MardinUp'ın salonu, bunun nasıl başladığını gösteriyordu.Damdaki yıldızlarKonferanstan sonra otele geçtiğimde odamda beni Muhammed’in yazdığı bir mektup bekliyordu. Mektup bir çocukluk hatırasıyla başlıyordu: Mardin'de yaz geceleri damda uyunurmuş ve damda uzanıp yıldızları saymak çocukların en büyük şansıymış. En çok da şu cümlede takılı kaldım:"Buradaki her çocuğun, yaz akşamları damda uyurken yıldızları sayıp umut etmesi, Galata Kulesi'ni ders kitaplarında gördüklerinde 'hocam, ben dün televizyonda burayı gördüm' demeleri değil, yerinde görmeleri için de umut etmeleri gerekiyor."Gün boyunca salonda dinlediğim her şey, bu cümlede bir araya geldi.O akşam ovaya bir kez daha baktım. Gündüz neredeyse boş görünen düzlük, karanlık çökünce köylerin, evlerin, yolların ışıklarıyla bir denize dönüşmüştü. Denize kıyısı olmayan bir şehrin, kendi denizi.O ışıklar gündüz de oradaydı, sadece görünmüyordu. Salondaki gençler de öyle. Ekosistemin uzaktan bakıp "boş" sandığı yerlerde ışıklar hep yanıyor. Mesele, doğru yerden bakabilmekte. "Görünenin Ötesinde" temasını en iyi anlatan sahne bence buydu.Ertesi gün şehrin sokaklarında yürürken bu kez taşlara baktım. Mardin'in sarı taşı ocaktan yumuşak çıkar, ustanın elinde kolayca şekil alır. Havayla, güneşle, zamanla temas ettikçe sertleşir ve yüzyıllara dayanır. Gençlerin merakı da böyle: Doğru bir soru, doğru bir karşılaşma, doğru zamanda söylenmiş tek bir cümle ona biçim verebiliyor. Hayatla temas ettikçe de o merak kalıcı bir cesarete dönüşüyor.Bunun işe yaradığını gösteren veriler de var. GİRVAK'ın paylaştığı verilere göre Fellow programı mezunlarının yüzde 85'i bugün hâlâ ekosistemin içinde. Muhammed ve Robin de bir zamanlar böyle bir karşılaşmayla yola çıkan gençlerdi. Bugün aynı eli, kendilerinden sonra gelenlere uzatıyorlar.Bu bana Mardin'in evlerini hatırlattı. Yamaca basamak basamak kurulan evlerin, birbirinin manzarasını kapatmayacak biçimde dizildiği anlatılır. Bir evin damı, üstteki evin avlusu olur ve her ev ovayı görebilir. Bence iyi bir girişimcilik ekosistemi için bundan daha güzel bir tarif yok: Büyürken başkasının ufkunu kapatmamak, kendi damını senden sonra gelenin avlusuna dönüştürmek. Muhammed'in mektubundaki o damdan bakan çocuğun yıldızları görebilmesi de buna bağlı.Türkiye'nin yeni ırmaklarıMardin'den ayrılırken aklımda tek bir soru vardı: Biz girişimcilik ekosistemini kurarken kaç akışı bir araya getirebiliyoruz? Çoğu zaman aynı şehirde, aynı salonlarda, aynı insanlarla aynı dili konuşuyoruz. Tek bir ırmağın kıyısında kalıyoruz.Oysa Türkiye'nin girişimcilik hikâyesinin bir sonraki büyük bölümü, akışların birbirine değdiği yerlerde yazılabilir: Anadolu'nun gençleri ile ekosistemin deneyimi, yerel kültürün birikimi ile küresel pazarların dili buluştuğunda. Bu buluşmaları çoğaltmak hepimizin sorumluluğu; yatırımcıların, kurucuların, kurumların ve bu hikâyeleri anlatan medyanın.Galata Kulesi'nin önündeMuhammed'in mektubuna dönüyorum. Bir gün, yaz geceleri bir Mardin damında yıldız sayan çocuklardan biri Galata Kulesi'nin önünde duracak. Belki bir yatırımcı toplantısına giderken, belki kendi şirketinin ilk ofisine yürürken. Ders kitabında değil, gerçekten orada.O gün, 2 Ekim'de Mardin'de dolan o salonun asıl karşılığı olacak.Kendi iki ırmağınızı bulun. Ve oraya başkalarını da davet edin.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.