“İK, işe yaramadığı hâlde kimsenin hesap sormadığı tek departman.”Evet, insan kaynaklarının ne kadar “kötü” olduğuna dair yeni bir tiradın daha zamanı geldi. Bu sözler, kendini The Job Chick olarak tanıtan ve sosyal medya platformu X’te paylaşım yapan Amanda Goodall’a ait. Kendisi kurumsal alanda araştırmalar yürütüyor.İK’yı değersiz, hatta zararlı olarak görenler, genellikle İnsan Kaynaklarının ne yaptığına dair oldukça dar bir bakış açısına sahip oluyor. Aslında bu çok da şaşırtıcı değil; çünkü çoğu kişi kariyeri boyunca İK ile doğrudan pek temas kurmadan yoluna devam ediyor.Zaten iyi İK görünmezdir. İşler olması gerektiği gibi yürüdüğünde, çalışan bağlılığı yüksek olduğunda ve iş yerinde taciz gibi sorunlar yaşanmadığında, bunun arkasında tüm bu süreçleri sessizce yöneten güçlü bir İK ekibi vardır. Ama işler ters gittiğinde herkes İK’nın varlığını arar. Bu yüzden de “İK gereksizdir” görüşü oldukça yaygın bir kanaat hâline gelir. İnsanlar İK’dan hoşlanmamayı sever; çünkü bizi, XX-XY Athletics CEO’su Jennifer Sey’in deyimiyle, “işgüzar koridor nöbetçileri” olarak görürler.Goodall, viral olan paylaşımına şöyle devam etti:“İK sıfır gelir üretir, bitmek bilmeyen politikalarla moralleri bozar, çalışanı değil şirketi korur ve buna rağmen sanki vazgeçilmezmiş gibi her toplantıya davet edilir.Yarın İK’nın yüzde 90’ını ortadan kaldırın; iş süreçleri daha akıcı, daha hızlı ve daha mutlu ilerler.’’ Açıkçası, İK’nın yaptığı pek çok şeyin ortadan kalkması hâlinde işlerin gerçekten daha hızlı ve daha akıcı (hatta belki daha mutlu) yürüyebileceği fikrine ben de kısmen katılıyorum. Ancak Goodall ve Sey’in göz ardı ettiği önemli bir nokta var: Hiçbir İK yöneticisi bir sabah kalkıp, “Harika bir fikrim var! Anlaşılması zor maaş yapıları oluşturalım; kimse doğru tahmin edemezse de ceza yiyip dava üstüne dava açılsın” demedi.Uyum isteğe bağlı değildirÜcretlendirmeden yan haklara, işe alım uygulamalarından çalışma koşullarına kadar hemen her şey yasalarla düzenlenir. Üstelik bu yasaların çoğu oldukça eskidir ve çoğu zaman iş dünyasının sorunsuz işlemesi için değil, seçimlerde oy kazanmak için tasarlanmıştır. Risk kendi kendini yönetmezGoodall gerçekten İK olmadan bir şirketi yönetmeye hazır mı? Örneğin cinsel taciz şikâyetleriyle nasıl başa çıkmayı planlıyor? Bir çalışanı hangi noktada performans geliştirme planına alırsınız, hangi noktada işine son verirsiniz?Tüm bu konular gerçek ve ciddi riskler barındırır. Birilerinin bu kararları değerlendirmesi, yönlendirmesi ve alması gerekir. Şirketinizde 30 çalışan varken bu tür kararları doğrudan CEO’nun vermesi kolay olabilir; ancak iş büyüdükçe bu sorumlulukların devredilmesi zorunlu hâle gelir.Bir çalışan cinsel tacize uğradığını söylediğinde soruşturmayı yürütecek birinin olması gerekir. O kişiye ne ad verirseniz verin, bu bir İK fonksiyonudur ve son derece kritiktir.Yöneticiler her zaman ne yapacağını bilmez“Patron, belim çok ağrıyor. Ayakta çalışabileceğim bir masa alabilir miyim?” Bir yöneticiniz böyle bir taleple karşılaştığında nasıl yanıt vermesi gerektiğini gerçekten biliyor mu?Peki ya benzer durumdaki çalışanlara eşit ve tutarlı davranılması gerektiğini nasıl güvence altına alacak? İdeal bir dünyada tüm yöneticiler insan yönetiminin incelikleri konusunda kapsamlı eğitim almış olurdu. Ama gerçek dünyada çok azı ne yapması gerektiğini tam olarak bilir.Buna “İK’nın başarısızlığı” diyebilirsiniz; evet, yöneticileri eğitmek bizim sorumluluğumuz olmalı. Ancak şirketler çoğu zaman bu tür eğitimler için bütçe ayırmaktan hoşlanmaz. Dahası, yönetim becerisi zayıf olan yöneticilerle yollarını ayırma konusunda da genellikle isteksiz davranırlar.İK, aslında sizin desteklediğiniz sistemin işlerini yapıyorEğer daha az İK çalışanı istiyorsanız, ihtiyacınız olan şey daha az yasa ve daha net kurallar. Çalışanlara nasıl ücret ödeneceğinin açık ve anlaşılır olması gerekir. İşe alma ve işten çıkarma süreçlerinin karmaşık olmaması gerekir. Bir çalışanın hangi durumlarda korumalı izin hakkı olduğunun belirsiz kalmaması gerekir.Ama büyük ihtimalle kimse gerçekten böyle bir dünya istemiyor. Bu yasalar ortadan kalksa bile, sırf belirli bir ırktan olduğu için insanları işe almayan ya da engelli bir çalışana makul bir düzenleme yapmayı reddeden bir şirkette çalışmak istemezsiniz. İşlerin doğru ve adil şekilde yürütülmesini sağlayacak birine yine de ihtiyaç duyarsınız.İK şirketi korur ve bunda bir sorun yokEvet, İK şirketi korur. Kesinlikle. Tıpkı finans departmanının şirketin parasının doğru yerde olmasını sağlaması gibi. Finans ekibinden gidip çalışanların ev kredilerini ödemesini beklemezsiniz; gelirlerin doğru biçimde yönetilmesini beklersiniz. O hâlde neden İK’nın da şirket çıkarlarını gözetmesini garip karşılıyorsunuz?Gerçek şu ki iyi bir İK yönetimi, sağlıklı bir çalışma ortamı yaratır ve bu da çalışanların yararınadır. Ama İK’nın temel görevi, tıpkı finans gibi, şirketin başarılı olmasına katkı sağlamaktır.Eğer İK’dan nefret ediyorsanız, belki de yasaların güncellenmesi ve sadeleştirilmesi için milletvekillerinize ulaşmanız gerekir. Şirket içindeki politikalardan hoşlanmıyorsanız, bunu CEO ile konuşun. Yöneticiyseniz, insan yönetimini gerçekten öğrenin.Ama o güne kadar şunu unutmayın: İK doğrudan para kazandıran bir birim olmayabilir; fakat sizi davalara, hukuki sorunlara ve anlamsız çalışan sirkülasyonuna para harcamaktan kurtaran onlardır.Orijinal Yayın Tarihi: 15 Ocak 2026Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.