Bu yazı, iş hayatının o parlak vaatlerini ve illüzyonlarını konu alan “İş Hayatının Havuçları” serisinin ilk yazısı. Bu seride terfi, unvan, gelişim fırsatı, aile söylemi, yan haklar ve aidiyet gibi kurumsal motivasyon araçlarının nasıl olup da bazen gerçek bir karşılıktan çok, çalışanı peşinden koşturan birer beklentiye dönüşerek “kurumsal havuç” özelliği kazandığını ele alacağız.Serinin ilk havucu, iş hayatının en eski ve en etkili vaatlerinden biri olan “Terfi Havucu.” Terfi havucunun temel mekanizması basittir. Bu havuç kariyeriyle ilgili ufak da olsa bir tereddüt yaşamaya başladığı fark edilen, özellikle de yüksek nitelikli ve performanslı çalışanlara bilinçli bir biçimde çeşitli aralıklarla gösterilir. Bu öyle bir havuçtur ki iştah açar, insanın ağzının suyunu akıtır ve hatta bağımlılık yapar. Öyle ki, sizi bunun bir havuç olabileceği konusunda uyarmaya çalışan en yakınlarınızın bile ağzının payını vermekten geri kalmazsınız. Havuç ufukta göründü ve büyüsüne kapıldınız bir kere! Yapacak bir şey yok. Bu havuçta terfi gerçek bir hedef değil, çölün ufkunda parlayan bir serap gibidir: Oradadır, görünür, umut verir, bacaklarınızda derman olmasa bile sizi koşturur. Fakat siz yaklaştıkça biraz daha uzaklaşır.Mekanizmanın zembereği genellikle yılın ilk çeyreğinde, o meşhur performans görüşmesinde kurulur. Yöneticiniz koltuğunda rahatça arkasına yaslanır, derin bir nefes alır, gözlerinizin içine bakar, ruhunuzun derinliklerine odaklanır ve ağzından sanki astrologların her yeni yıla girerken dile getirdikleri müjdelerinden esinlenilmiş, kulakları okşayan o büyülü sözler dökülür:“Bu yıl senin yılın olacak. Seni çok iyi bir yerde konumlandıracağız.”İşte o anda damarlarınıza envai çeşit hormon pompalanmaya başlar. Bulutların üzerinde uçarak masanıza dönerken içinizden şunu geçirirsiniz:“O yıl, işte bu yıl!”, “Zaten ben bu kurumun demirbaşıyım. Değerimi nihayet anladılar!”Artık önünüze gelen her işi sorgusuz sualsiz, büyük bir istekle üstlenmeye hazırsınız. Yılın ilk ayları ufukta görünen bu göz kamaştıran ihtimale kavuşma arzusunun verdiği enerjiyle geçer. Daha çok sorumluluk alırsınız. Daha fazla görünür olmaya çalışırsınız. Toplantılarda daha dikkatli konuşur, raporları daha özenli hazırlar, başkalarının uzak durduğu işleri sahiplenirsiniz. Çünkü artık sıradan bir çalışan değilsiniz.Fakat yılın ikinci ve üçüncü çeyreğine doğru kurumdaki iklim değişikliklerine, o parlak vaatlerin yerini yavaş yavaş ‘piyasa koşulları’, ‘bütçe kısıtları’ ve ‘yeniden yapılanma’ gibi sevimsiz söylemlere bırakacağına dair ilk işaretler görünmeye başlar.Mesela yaz mevsiminin hemen başında şöyle bir cümle duyarsınız: “Biliyorsun, şu an yeniden yapılanma sürecindeyiz, roller yeniden tanımlanıyor.” Türkçesi: “Yukarısı çorba oldu, senin terfi işi de arada kaynadı.”Sonbaharın hüznüyle birlikte başka bir açıklama gelir: “Bütçe onayları globalden henüz dönmedi. Zaten makroekonomik dengeler…” Türkçesi: “Önümüzdeki baharlara bakacağız!”Böylece havucunuzun, pardon terfinizin, siz inanmak istemeseniz de sıcakta kavrulduktan sonra çamura battığına dair ilk ipuçları belirmeye başlamış olur. Size açıkça “olmayacak” denilmez. Sadece “henüz değil” denilir. Çünkü “olmayacak” şevkle çalışan insanı durdurur. “Henüz değil” ise koşturmaya devam ettirir. Ayrıca “henüz değil” sözcüğü fazlasıyla esnek ve yeterince muğlak olduğu için havucu gösterene çok geniş bir manevra alanı sağlar. Örneğin, tam istenen şartları sağlar ve bütün hedefleri tutturursunuz, bir de bakarsınız ki bitiş çizgisi birkaç metre geriye çekilmiş. Havuç bütün ihtişamıyla hâlâ orada, sadece oyun oynanırken yeni kurallar belirlenmiş: “Aslında her şey hazırdı ama liderlik yetkinlikleri için İngilizce sunum becerini de görmemiz gerekiyor.”“Üst yönetim seni fark etti ama biraz daha fazla stratejik görünürlük lazım.”Kuşkusuz bunların hepsi sizin gelişiminizi ve böylece yeni pozisyonunuza tam olarak hazır olmanızı sağlamak için! Hem hiç merak etmeyin, gelecek yıl bambaşka olacak! Fakat terfi havucu sonsuza kadar taze kalıp cazibesini sürdüremez. Bir noktadan sonra çalışan, hangi toplantıda ne söylendiğini, hangi dönemde ne vaat edildiğini, hangi hedefleri tuttursa da sonucun değişmediğini hatırlamaya başlar.Ve bir gün şunu fark eder:Sorun sabırsızlık ya da çaba göstermemek değildir. Asıl sorun, gerçek niyetin ne olduğunun ve varılacak yerin gerçekten orada olup olmadığının açıkça söylenmemesidir. Şakasız ve Kinayesiz Son SözTerfi, yalnızca daha yüksek bir pozisyona geçmek değildir. Çalışanın emeğinin, sorumluluğunun, yetkinliğinin ve kuruma katkısının görünür bir karşılık bulmasıdır. Bu nedenle terfi süreçlerinin açık, adil ve tutarlı olması gerekir.Elbette her çalışan her istediği anda terfi alamaz. Kurumların bütçe, kadro, performans, organizasyon yapısı ve stratejik öncelik gibi gerçek sınırları vardır. Sorun, elbette bu sınırların varlığı değildir. Ama asıl sorun, bu sınırların açıkça konuşulmaması ve çalışana sürekli belirsiz bir gelecek vaadiyle yaklaşılmasıdır.Bir kurum açısından en önemli tehlikelerden birinin çalışanların kurumun samimiyetine olan inançlarını yitirmeleri olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle terfi mümkün değilse bunun dürüstçe söylenmesi, belirli koşullara bağlıysa da ölçütlerinin ve takviminin açıkça tanımlanması gerekir. Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.