Girişimcilik etkinliklerini konuşurken çoğu zaman sahneyi konuşuruz: kim geldi, ne söyledi, kaç kişi dinledi. Istanbul Ignited by Slush'D'nin kurucularıyla yaptığımız söyleşide ise sahne, konunun en küçük parçası oldu. Şan Yalman, Melisa Çağlar ve İpek Çeliksöz, ikinci yılına giren etkinliği anlatırken hep aynı yere döndü: doğru insanların aynı odada bulunması ve o odanın kapısının kime açık olduğu.Geçen yıl 1.700'ü aşkın katılımcıyla başlayan etkinlik bu yıl 3.000'in üzerinde katılımcı, 1.400'ün üzerinde girişim ve 600'ün üzerinde yatırımcı hedefliyor. Program 12 Ekim'de davetli Investor Day ve hackathonlarla başlıyor, 13-14 Ekim'de ana konferansla devam ediyor. Rakamlar büyük; ama ekibin başarı tanımı rakamlardan geçmiyor.Helsinki'de Bir SohbetHikâye bir iş planıyla değil, Helsinki'de bir sohbetle başlıyor. Şan Yalman, Melisa Çağlar'la Slush'ta tanıştıklarını anlatıyor: İkisi de yurt dışında, girişim ekosisteminin içinde çalışan gençler. Etraflarında dünyanın her yerinden fonlar, kurucular, operatörler; binlerce insan aynı çatının altında. O gün ikisinin de aklından geçen soru aynı: "Burada olan şey neden bizim ülkemizde olmuyor?"Yalman'a göre cevap, eksik olanın yetenek olmadığında gizli. "Türkiye'de inanılmaz kurucular vardı, gerçekten iyi şirketler vardı. Eksik olan buluşma noktasıydı." Ertesi yıl Slush Helsinki ekibiyle görüşüp etkinliği Türkiye'ye getirme hakkını alıyorlar. Hedef, en iyi yatırımcıları ve en iyi kurucuları İstanbul'a getirmek; ama onlara Türkiye'yi anlatmak için değil, üç gün boyunca bu ekosistemi kendileri deneyimlesinler diye. "Bu insanların bir ülke hakkındaki fikri rapor okuyarak oluşmuyor; kimi tanıdıklarıyla oluşuyor," diyor Yalman. "Bir yatırımcı İstanbul'dan dönerken telefonunda burada tanıştığı beş kurucunun numarası varsa, iş bitmiş demektir. Gerisi kendiliğinden geliyor."Kapıyı KaldırmakSlush'ın Helsinki'deki gücünün sahnesinde değil kültüründe olduğunu söylüyor Yalman: Organizasyonu yürüten insanların büyük kısmı öğrenci. İstanbul'da da tam olarak bunu kurmak istediklerini anlatıyor. Geçen yıl 60'tan fazla gönüllüyle çalıştılar ve onlara "bize yardım edin" demediler. "Şunu dedik: Burası sizin de odanız."Bu cümlenin arkasında Türkiye'ye dair bir gözlem var. Genç bir insanın, ülkenin önde gelen girişim sermayesi fonlarının yöneticileriyle, idolize ettiği kurucularla ve uluslararası fonların ortaklarıyla aynı ortamda bulunması normal şartlarda çok zor; bunun için ya doğru şirkette çalışmak ya da doğru insanları tanımak gerekiyor. Yani zaten içeride olmak gerekiyor. "Biz o kapıyı kaldırmak istedik," diyor Yalman. Etkinliğin gençler için bir konferans değil, kariyerinde "şu iki gün bir şeyi değiştirdi" diyebileceği bir sıçrama tahtası olmasını istiyorlar. Bu yıl gönüllü sayısı 120 üniversiteliye, çekirdek ekip ise 9 kişiden 25 kişiye çıktı.Üç Tema, İki DikeyBu yılın programı üç başlık üzerine kurulu. Sovereignty & Resilience, son iki yılda savunma, uzay ve siber güvenliğin yatırımın merkezine oturmasından yola çıkıyor; ekip, Türkiye'nin bu tartışmanın merkezindeki ülkelerden biri olduğunu düşündüğü için başlığı ilk sıraya koymuş. AI as Infrastructure, tartışmanın artık tek bir yerde değil bir zincirin tamamında olduğu fikrine dayanıyor: enerji, işlem gücü, model, ajanlar ve bütün bunları ayakta tutan sermaye. Bu başlığı konuşmak için NVIDIA, OpenAI, Anthropic ve Manus gibi şirketlerden, Accel, Index Ventures ve General Catalyst gibi fonlardan isimler geliyor. Üçüncü tema The Human Edge ise ilk ikisinin doğal sonucu olarak tarif ediliyor: Altyapı kurulduktan ve her şey otomatikleştikten sonra geriye ne kalıyor? Ekibin cevabı, doğru problemi seçmek, ekip kurmak ve belirsizlik altında karar vermek.Bunların yanında Türkiye'nin gerçekten güçlü olduğu iki dikey programda ayrı bir yer tutuyor. Oyun, ekibin ifadesiyle Türkiye'nin dünyaya en net ihraç ettiği sektör; en başarılı şirket ve girişimcilerin son yıllarda çıktığı, yabancı fonların Türkiye'de aktif yatırım yaptığı alanların başında geliyor ve geçen yılın en çok konuşulan panellerinden biriydi. İkincisi finansal teknolojiler. Her iki alanda da Türkiye zaten küresel bir oyuncu; "buradaki kurucular o masada dinleyici değil, konuşan taraf oluyor."Sahneden FazlasıGeneral Catalyst ortağı Alex Momeni gibi normalde bölge etkinliklerine katılmayan isimlerin İstanbul'a nasıl getirildiğini sorduğumuzda ekip, davetin değerini sahnedeki isim listesinden farklı bir yerde tarif ediyor: Konuşmacının burada hangi kurucularla tanıştığı, hangi şirketleri keşfettiği ve başka bir yerde kolayca göremeyeceği hangi perspektifle karşılaştığı. İstanbul'un güçlü tarafı, farklı pazarlardan gelen insanları aynı ortamda buluşturabilmesi.İlk yılın sonuçları bu iddiayı somutlaştırmış: 75'in üzerinde küresel fonun katıldığı, katılımcılarının yarısı uluslararası olan ve 1.000'den fazla yatırımcı-girişimci görüşmesinin gerçekleştiği bir etkinlik. Ekip için asıl gösterge ise etkinlikten sonrası: "Bir konuşmacının İstanbul'dan ayrılırken burada takip etmek istediği şirketler ve yeniden görüşmek istediği insanlar olması, sahnedeki katılım kadar önemli."Fikirden Ürüne: HackathonBu yıl programa ilk kez eklenen hackathonları İpek Çeliksöz anlatıyor. Mantık açık: Programın merkezine AI as Infrastructure konuyorsa, yapay zekâ sahnede konuşulan bir konu olarak bırakılamazdı. Katılımcıların, öncü laboratuvarların yapay zekâ modellerini kullanarak seçtikleri probleme kısa sürede somut bir çözüm üretebilecekleri bir alan kurulmuş; OpenAI ve Manus ile ayrı ayrı düzenlenecek iki hackathonun programdaki rolü bu.Çeliksöz, konferansla hackathonun farklı ihtiyaçlara cevap verdiğini söylüyor: "Sahnede bir fikri dinleyebilirsiniz; ancak onu uygulamaya çalıştığınızda veri, kullanıcı ihtiyacı ve ürün tasarımıyla ilgili yeni sorular ortaya çıkar. Bir fikrin etkileyici duyulması ile gerçekten çalışması arasındaki mesafeyi orada görürsünüz." Beklenti yalnızca sunulan projeler değil; birbirini tanımayan yazılımcıların, yatırımcıların ve girişimci adaylarının birlikte üretmesi, Türkiye'deki yeteneğin küresel teknoloji ekipleriyle doğrudan temas kurması ve ekiplerin etkinlikten sonra da birlikte çalışmaya devam etmesi. Hackathonların "ben de bunu yapabilirim" düşüncesini somut bir ilk denemeye dönüştürmesini istiyorlar.Çember KapanıyorMelisa Çağlar'ın Slush'la yolculuğu lisede, Helsinki'de gönüllü olarak başlamış. O deneyimde onu etkileyen şey, güçlü bir ekosistemin genç bir insanın kendisi için mümkün gördüğü şeyleri nasıl değiştirebildiğini fark etmesi olmuş. Şirket kuran, yatırım yapan, yeni teknolojiler geliştiren insanlarla aynı ortamda olmak, o dünyayı uzaktan izlenen bir şey olmaktan çıkarıyor. Orada tanıştığı konuşmacılardan birini, Bryan Kim'i yıllar sonra İstanbul'a getirebilmek, Çağlar için kendi ifadesiyle bir "full circle" anı.Kurma kararının kişisel tarafı da buradan geliyor. "Hem Türk olduğum hem de Türkiye'nin yeteneğini dünyaya göstermek istediğim için, Helsinki'de gördüğüm o konsepti Türkiye'ye taşımak istedim," diyor Çağlar. "Türkiye'deki gençlerin ve kurucuların kendilerini uluslararası girişimcilik dünyasının dışında hissetmemesini istiyorum; bu ortamı deneyimlemek için başka bir ülkeye gitmek zorunda kalmamalılar."Güven, Ölçek ve Beş Yıl SonrasıTürkiye'de bu ölçekte bir etkinliği hayata geçirirken en büyük zorluğun ne olduğunu sorduğumuzda cevap, henüz uzun bir geçmişi olmayan bir organizasyona güven oluşturmak oluyor. Uluslararası konuşmacıların zamanını, partnerlerin kaynaklarını ve katılımcıların beklentilerini emanet ettiği bir yapı kuruyorsunuz; ilk dönemde sunabildiğiniz şeyin önemli bölümü vizyonunuz ve ekibinizin bunu gerçekleştirme kapasitesi. Güçlü program katılımcı çekiyor, doğru katılımcı profili konuşmacı ve yatırımcı ilgisini artırıyor, partner desteği deneyimi mümkün kılıyor; bunları sırayla değil aynı anda ilerletmek gerekiyor. İkinci yılda soru da değişmiş: Artık "Bunu yapabilir miyiz?" değil, "Daha büyük ölçekte aynı kaliteyi sağlayabilir miyiz?"Beş yıl sonrasını hayal etmelerini istediğimizde daha büyük bir sahne ya da daha yüksek katılımcı sayısı saymıyorlar. Bir kurucunun "İlk uluslararası yatırımcımı burada tanıdım", bir geliştiricinin "Birlikte şirket kurduğum ekiple burada buluştum", bir yatırımcının "Bu bölgeyi düzenli takip etmeye burada başladım" diyebilmesini istiyorlar. İstanbul'un Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında şirketlerin büyümek için geldiği bir merkez olabileceğine inanıyorlar; eksik halka ise uluslararası ilgiyi kalıcı ilişkiye dönüştürmek. Başarının ölçüsü de buna göre değişiyor: İlk görüşmeden sonra kaç ilişki devam etti, hangi ekipler birlikte çalışmaya başladı, kim yeni bir pazara ya da müşteriye ulaştı.Söyleşiyi, hiç sorulmayan ama bilinmesini istedikleri şeyi sorarak kapatıyoruz. Cevap, etkinliğin arkasındaki genç ekip ve gönüllüler. Dışarıdan programı, konuşmacıları ve sahneyi görüyorsunuz; oysa bütün bunların arkasında, uluslararası ölçekte bir işin İstanbul'da yapılabileceğine inanıp sorumluluk alan insanlar var. Onların kazandığı deneyim ve kurduğu ilişkiler de etkinliğin çıktılarından biri. Salondaki bir kurucunun doğru soruyu sorması, bir gönüllünün yeni bir alan keşfetmesi ya da iki katılımcının birlikte çalışmaya karar vermesi de programın parçası; en önemli sonuçların hepsi sahnede gerçekleşmiyor.Akılda kalmasını istedikleri tek cümleyi sorduğumuzda ise cevap kısa: "Türkiye'deki yeteneğin küresel fırsatlara erişimini tesadüfe bırakmak istemiyoruz."Bu yazı, Inc. Türkiye Eylül - Ekim 2026 sayısında yayınlanmıştır. Abonelere özel çok daha fazla içerik için şimdi size özel tekliflerimizi inceleyin!Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.