Eskiden iş hanlarında çay ocağı işletenler, o handaki işyerlerinde çalışanlara çay, ıhlamur ve kahve gibi içecek satışını “çay markası” adı verilen plastik pullarla yaparlardı. Patron bu markaları peşin alır ve çalışanlarına verirdi. Markalar aynı renk ya da çeşitli renklerde olurdu. Her iş hanının çaycısının ücretlendirme usulü farklı olsa da sonuç aynıydı. Bu pullar patronun bonkörlüğünün ve “çalışanına bakışının” en somut, en elle tutulur göstergesiydi. Şimdilerde “çay markası” kullanma geleneği özellikle büyük şehirlerde değişen koşullar nedeniyle büyük ölçüde unutuldu. Artık kurumsal dünyada, işverenler bonkörlüklerini “çay markası” yerine “işveren markası” adı altında, çok daha cicili bicili paketlerle sunuyor.Sosyal medyada viral olan “ofiste bir gün” temalı bazı kısa videoları siz de görmüşsünüzdür. Görmediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm. Bu videolarda sabah kahvaltısından, dünya mutfakları konseptindeki öğle yemeklerine, matcha çayından ve white chocolatte mocha’dan baklava ve gofret ikramlarına, kurum içinde spor salonundan ve kuaför hizmetine kadar çeşit çeşit kurumsal bonkörlük ve cömertlik örnekleri kendilerine yer buluyor. Öyle ki, bir kuş sütü bir de elma şekeri eksik! Muhtemelen onları da bir sonraki “işveren markası” kampanyalarına saklıyorlar. Ama ne yalan söyleyeyim, işe alım mülakatlarına elma şekeri çok yakışır!Yine aynı videolara göre, bu ikramlardan ve imkanlardan vakit bulabilenler arada bilgisayarlarının kapağını açıp, sihirli birkaç dokunuşla günlük işlerini tamamlamaya çalışıyor. Öyle ki, asıl işin kendisi sosyal hayat, ikram ve keyif akışını aksatan küçük bir teknik ayrıntı gibi sunuluyor. Sanki işyeri değil, bol yıldızlı tatil köyü. İşyerlerinin tatil köyü olma iddiası o kadar açık ki, bu videolarda ücret, terfi, kariyer yönetimi, gelişim fırsatları, yetkinlik kazanımı gibi iş hayatına ait olduğunu sandığım unsurlar kendine yer bulamıyor. Belki de var ama ücret bol kremalı cupcake’nin altına saklanmış, kariyer yönetimi ise latte köpüğünün altında kalmış, boğulmamak için çırpınıyor. Gelişim fırsatı mı? Galiba o da videolar çekilirken saunada ter atmakta olduğu için açıkça fark edilmiyor. Yoksa, kurumların yetenek tanımı mı değişti? Bu videolardan anladığım kadarıyla pankreası fazlasıyla insülin üreterek vücutlarındaki şekeri kontrol altında tutabilenler, iştahı zirvede olanlar ve saatlerce spor yapmaktan yorulmayanlar artık “top talent” olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla da en fazla gofret ikram eden, en açık büfeyi sunan kurumlar en iyi genç yetenekleri kapabiliyor. Öyleyse “yetenek artık beynin nöronlarında değil, midenin kapasitesinde aranıyor” demek mi gerekiyor? Belki de genç yeteneklerin iş hayatından beklentileri değişti ve kurumlar buna yanıt vermeye çalışıyor. Bilemiyorum.Şakasız ve Kinayesiz Son SözGönül ister ki, “işe alım sürecim objektif kriterle yapıldı”, “işe başladığım ilk gün kariyer planımı mentorumla detaylı bir şekilde konuştuk, bu sayede önümü görebiliyorum”, “yöneticim hata yapmamın işi öğrenme sürecimin doğal bir parçası olduğunu söyleyerek beni cesaretlendirdi”, “günden güne becerilerimin geliştiğini, her gün yeni bir şeyler öğrendiğimi hissediyorum”, “ücretim oldukça tatmin edici”, “bu kurumun bir parçası olmaktan çok mutluyum”, “projeyi başarıyla tamamladığımız için kutlama yaptık” denilen videolar da görelim. Ne yazık ki, “işveren markası”nın damak tadına ve boş zaman aktivitelerine indirgenmesi eğilimi devam ettikçe, işveren markası eskinin çay markasının yalnızca zengin ikramlarla güncellenmiş hali olmaktan kurtulamayacak. Bu durumda da elma şekeri için sizi tercih edecek bir yeteneğin makaron teklifini daha cazip bularak sizi terk etmesine şaşırmamak gerekir. Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.