LinkedIn’de paylaşım yapmaya ilk başladığımda amacım çok basitti: İş bulmak.700’den fazla iş başvurusundan ret almıştım. Bu yüzden geleneksel yolun benim için pek de işlemediğini biliyordum. Düzenli paylaşım yapmaya başladım çünkü işverenlerin, benimle mülakatta karşı karşıya gelmeden önce nasıl biriyle çalışacaklarını görmesini istiyordum. Ve işe yaradı.Üniversiteden mezun olduğumdan bu yana üç tam zamanlı iş teklifi aldım. İkisini kabul ettim: Önce bir mücevher markasında pazarlama yöneticisi olarak çalıştım, ardından bugün büyümeden sorumlu olduğum bir B2B startup’ta pazarlama ve topluluk yöneticisi oldum. Üçüncü teklif ise öğrencilerin Birleşik Krallık’ta iş bulmasına yardımcı olan bir ajanstan geldi.İşin ilginç yanı, bu fırsatların yalnızca LinkedIn üzerinden gelmesi değil. Asıl dikkat çekici olan, bu işverenleri beni sıfırdan tanımaya ikna etmek zorunda kalmamamdı. Beni zaten içeriklerim aracılığıyla bulmuşlardı; ne yaptığımı, neye önem verdiğimi ve nasıl düşündüğümü biliyorlardı.Son çalıştığım pozisyonda işe alınmamın nedenlerinden biri, ekibin LinkedIn’de kendim için kurduğum yapıyı şirket ve marka için de hayata geçirmemi istemesiydi. Sonrasında planlar değişti ama kişisel markamın o ekibe katılmamda büyük payı vardı.Bu deneyim, özgeçmişe bakışımı değiştirdi.Özgeçmişiniz insanlara ne yaptığınızı söyler. İçerikleriniz ise nasıl düşündüğünüzü gösterir.LinkedIn’deki varlığım zamanla yaşayan bir portfolyoya dönüştü. İnsanlar pazarlama hakkında nasıl düşündüğümü, hangi projeler üzerinde çalıştığımı, geliştirdiğim yan işleri, neler öğrendiğimi ve bazen de akşam yemeğinde ne yediğimi görebiliyor. Böylece kişiliğime dair de fikir ediniyorlar. Oysa bir özgeçmiş zaten hiçbir zaman bunu göstermek için tasarlanmadı.Bu aynı zamanda kariyer sohbetinde ilk adımı kimin attığını da değiştiriyor.Geleneksel iş arama süreci dışa dönüktür: Bir fırsat bulursunuz, başvurursunuz, beklersiniz ve birilerini sizi mülakata çağırmaya değer olduğunuza ikna etmeye çalışırsınız. Yaptığınız işi ve öğrendiklerinizi görünür kılmak ise başka bir kapı açar: Zamanla ortaya bir iş bütünü koyarsınız, insanlar bunu keşfeder ve fırsatlar size gelmeye başlayabilir.Benim kariyerimde bu tekrar tekrar oldu. Hâlâ inanmakta zorlandığım fırsatlardan biri Inc. için köşe yazarı olmak. LinkedIn’de düzenli paylaşım yapmanın, yıllardır hayranlıkla takip ettiğim bir yayında yazmaya dönüşeceğini hiç hayal etmemiştim.Kişisel markayla ilgili en büyük yanılgılardan biri ise bunun influencer olmaya çalışmak anlamına geldiği düşüncesi. Ben tam zamanlı işlerde çalışırken 30 binden fazla kişilik bir topluluk oluşturdum. Amacım tam zamanlı bir içerik üreticisine dönüşmek değildi. Zaten yaptığım, öğrendiğim ve üzerine düşündüğüm şeyleri görünür kılıyordum.İçerik üretmenin özü de burada: İşiniz aslında sizsiniz.Bir kahve sohbeti. Dikkatinizi çeken bir reklam. Okuduğunuz bir makale. Bir müşteri görüşmesi. İş yerinde yaptığınız bir hata. Üzerinde çalıştığınız bir yan proje. Kendi hayatınıza dikkatle baktığınızda konuşacak konu bulmakta zorlanmazsınız.Zamanla bu gözlemler, insanların neyle ilgilendiğinizi, ne bildiğinizi ve dünyaya nasıl baktığınızı görebildiği bir iş bütününe dönüşür.Kişisel markanın kariyer sermayesine dönüştüğü yer de tam burasıdır.Kariyer sermayesini genellikle diplomalar, deneyimler, unvanlar ve bağlantılar üzerinden düşünürüz. Oysa görünürlük de zamanla birikir ve değer üretir. Her paylaşım yeni bir kanıta, her sohbet yeni bir ilişkiye dönüşür. Kitleniz de mevcut işvereninizin ötesine uzanan bir ağa dönüşür.Kariyeriniz, özgeçmişinizde yer alan kurumlarla başlayıp bitmek zorunda değil. Size ait olan bir şey inşa edebilirsiniz.Benim için bu şey bir topluluğa dönüştü. LinkedIn sayesinde arkadaşlıklar kurdum, büyük hayat değişimlerinde bana destek olan insanlarla tanıştım ve yüz yüze hiç görmediğim kişilerle ilişkiler geliştirdim.Biri bana paylaşım yapmayı bırakmam için yeterince yüksek bir para teklif etse, bunu düşünmem için muhtemelen birkaç milyon dolara ihtiyacım olurdu. Takipçi sayısı yüzünden değil; yıllar içinde birlikte büyüttüğüm topluluktan vazgeçmiş olacağım için.Kişisel markayı takipçi sayısına, gösterimlere ve “etki”ye indirgediğimizde asıl mesele gözden kaçıyor. Gerçek değer dikkat çekmekte değil, güven inşa etmekte.Üstelik bunu yapmak için 30 bin takipçiye ihtiyacınız yok. Her gün paylaşım yapmanız ya da kendinizi içerik üreticisi olarak tanımlamanız da gerekmiyor. İnsanların ne düşündüğünüzü, ne öğrendiğinizi ve ne yaptığınızı görmesine izin vermeniz yeterli.İşinizde iyi olmak kariyer inşa etmenin yalnızca bir parçası. Diğer parçası ise doğru insanların neyi iyi yaptığınızı görebilmesini sağlamak.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.