İki blockchain girişiminin kurucu ortağı neredeyse birbirine girecek noktaya gelmişti. Sorunun kaynağını anlamak için bir sakinleşme toplantısı düzenledim. İkisi de meselenin zamanlama konusunda tıkandıklarını düşünüyordu.Ortaklardan biri token’ı bir an önce piyasaya sürüp ilgi yaratmak, yatırımcı çekmek ve oluşan ivmeden faydalanmak istiyordu. Diğeri ise önce geliştirici ekosistemini kurmayı, erken kullanıcıları kazanmayı ve uygulamaların gerçek hayatta karşılık bulduğunu gördükten sonra token’ı çıkarmayı savunuyordu.Onları dinleyip içlerini dökmelerine alan açtıkça şunu farkettim: Sorun aslında zamanlama değildi. İkisi de tamamen farklı zihinsel çerçevelerden hareket ediyordu. Biri şirketi bir roket gibi “fırlatılması” gereken bir yapı olarak görüyordu, diğeri ise bir bahçe gibi “büyütülmesi” gereken bir yapı olarak. Bu ilk bakışta önemsiz gibi görünebilir. Ama değil. Uyuşmayan metaforlar çoğu zaman ortaklık ve liderlik sorunlarının tam merkezinde yer alır.İnsanlar dünyayı metaforlar üzerinden anlamlandırır. Fiziksel deneyimlerimizi anlamlara, anılara ve içgörülere dönüştürerek hayatta yönümüzü buluruz. Metaforlar soyut kavramları düzenler, karmaşık konuları anlamamızı kolaylaştırır ve karar alma süreçlerimizde birer zihinsel kısayol gibi çalışır.Aslında metaforlar, gerçekliği nasıl algıladığımızı, nasıl karar verdiğimizi ve planlarımızı nasıl hayata geçirdiğimizi belirler. Hayatı bir oyun alanı mı yoksa bir yarış mı olarak gördüğünüzü düşünün. Ya da bir yolculuk mu, bir sirk mi? Bir hediye mi, yoksa bir yük mü? Hangi metafora inandığınız, nasıl hareket edeceğinizi tamamen değiştirir.İş ortakları farklı metaforlarla hareket ettiğinde, çatışma kaçınılmaz hale gelir. Biri roket fırlattığını, diğeri ise bir bahçeyle ilgilendiğini düşünüyorsa, aslında yalnızca iş planı üzerinde anlaşmazlık yaşamazlar. Aralarında çok daha temel bir kopukluk vardır ve bu, işin her alanına yansır.Üstelik her iki taraf da “fırlatma” zihniyetinde olsa bile çatışma bitmez. Biri bunu roket gibi yüksek hızla sıçrama olarak görürken, diğeri bir gemi metaforuyla düşünüp herkesi sürece dahil etmek, sağlam ilerlemek ve rotayı dikkatle yönetmek isteyebilir. Yani aynı kelime, bambaşka stratejiler doğurur.Roket ile bahçe örneği bu durumun sadece bir versiyonu. Olası kombinasyonlar neredeyse sınırsız. Metaforlar temelde uyumsuz olduğunda ise sorun daha da büyür. Hız ve yarış metaforuyla düşünen bir ortak gaza basmak, hızlanmak ve ivme kazanmak ister. Buna karşılık inşaat metaforuyla düşünen bir ortak planı mükemmelleştirmeye, sağlam bir temel kurmaya ve adım adım ilerlemeye odaklanır. Bu iki yaklaşımın birbiriyle çatışması kaçınılmazdır.Çünkü bir metaforun mantığı, başka bir metaforun içinde çalışmaz. Bu yüzden George W. Bush’un “pastayı büyütmek” yerine “pastayı yükseltmek” gibi bir ifade kullanması herkese garip gelmişti.Aynı kategori içindeki metaforlar bile farklı aşamaları temsil ediyorsa çatışabilir. Aynı anda hem dalgalı sularda yol alıp hem de sakin bir seyir sürdüremezsiniz. Hem tüm gücünüzle hızlanıp hem de motoru soğutamazsınız. Hem pazar payı için savaş verip hem de rekabet ilişkilerini besleyemezsiniz.Sakinleşme toplantısına dönersek… Kurucu ortaklar kendi metaforlarını net şekilde gördüğünde çözüm aslında çok açıktı. Token’ın lansmanı bir zamanlama meselesi değildi. Ortada yükü olmayan bir roket vardı. Geliştirici ekosistemi ise yavaş ya da çekingen değildi; yakıtın kendisiydi. Kimse yanlış değildi. Sadece aynı sistemin farklı parçalarını inşa ediyorlardı.Çözüm basitti: Önce ekosistemi büyütmek, ardından hazır bir topluluğun içine token’ı sunmak. Üç aydır süren tıkanıklık, bir öğleden sonra çözüldü.Ortakların aynı metaforu benimsemesi şart değil. Hatta belirli bir çeşitlilik, işe farklı güçler katar. Ancak temel yaklaşımların birbirini tamamlaması gerekir. Ve her ortağın diğerinin işi nasıl gördüğünün farkında olması şarttır.Sağlam bir zemin kurmak isteyen bir ortak, uzun vadeli büyümeyi hedefleyen bir ortakla uyum içinde çalışabilir. Yeter ki biri diğerinin yolculuğu için sağlam bir başlangıç noktası oluşturduğunu anlasın. Ancak hızla büyüyüp çıkış hedefleyen bir ortak, işi bir çocuğu büyütür gibi sabırla geliştirmek isteyen bir ortakla uyum yakalayamaz.Bunu birlikte şirket kurup satan bir çiftte bizzat gördüm. Satış gerçekleştiğinde eşlerden biri büyük bir heyecan içindeydi ve yeni bir girişime başlamaya hazırdı. Diğeri ise derin bir kayıp hissi yaşıyordu. Çünkü onun için şirket, adeta bir “çocuk”tu ve elinden alınmış gibiydi.Eğer ortaklığınızda sorun yaşıyorsanız, birbirinizin metaforlarını anlamaya zaman ayırın. Yüzeydeki tartışmaların ötesine geçin ve alttaki bakış açılarını keşfedin. Ortak bir zemin bulduğunuzda, aynı dili konuşmaya başlayabilirsiniz.Böylece artık ortağınızın serasında gaza basmaz, onun fırlatma rampasını gübrelemez ya da onun “çocuğunu” satmaya çalışmazsınız.Orijinal Yayın Tarihi: 20 Mart Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.