Şirketler ofise dönüş politikalarını daha sıkı uygulamaya başladıkça çalışanlar ilginç bir çelişkiyle karşı karşıya kalıyor: Fiziksel olarak birbirimize daha yakın olsak da iletişimimiz giderek daha yüzeysel ve aceleci hâle geliyor. Art arda gelen toplantılar ve takvimleri dolduran görüşmeler nedeniyle hız, modern iş dünyasında çoğu zaman verimlilik sanılıyor. Oysa en güçlü ilişkileri kuran liderler, gerektiğinde tempoyu düşürmeyi bilenler.Toplantıları, konuşmaları ya da karar süreçlerini hızla tamamlamaya çalışmak, gündemi bitirmenin karşınızdaki kişiyi anlamaktan daha önemli olduğu izlenimini yaratabilir. Oysa kısa bir an için bile tempoyu düşürmek, daha sağlıklı kararların alınmasına, ilişkilerin güçlenmesine ve yeni fırsatların ortaya çıkmasına yardımcı olur.İletişimi daha etkili kılan iki basit alışkanlık var:1. Önceliği karşınızdakinin gündemine verinToplantıların çoğu benzer bir düzenle başlar: Kısa bir tanışma, hızlı bir özet ve ardından doğrudan gündem maddeleri. Bu yaklaşım pratik görünebilir, ancak her zaman etkili değildir. Bu yüzden konuya hemen geçmek yerine önce kısa bir duraklama yapın.Uygulayabileceğiniz basit bir yöntem var:Amacı netleştirin: “X konusunu görüşmek için zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.”Kısa bir geçiş yapın: “Konuya geçmeden önce…”Açık uçlu bir soru sorun: “Bugün konuşmamız gereken başka neler var?” ya da “Bu görüşmeyi sizin için gerçekten faydalı kılacak şey ne olur?”Bu küçük değişiklik, görüşmenin havasını baştan sona değiştirebilir. Kontrol etmeye çalışmak yerine gerçekten merak ettiğinizi gösterir. Aynı zamanda konuşmanın önceden hazırlanmış bir gündemle sınırlı olmadığını hissettirir. Çoğu kişi muhtemelen “Başka bir konu yok, başlayabiliriz” diyecektir. Bu da yine olumlu bir sonuçtur. Çünkü yalnızca bu soruyu sormanız bile esnek olduğunuzu gösterir ve toplantının amacının gündemi tamamlamak değil, karşı tarafın ihtiyacına çözüm bulmak olduğunu ortaya koyar. Asıl değerli an ise karşınızdaki kişi, “Bunun sizin uzmanlık alanınıza girip girmediğinden emin değilim ama…” dediğinde yaşanır. Bu cümle, sizi artık yalnızca belirli bir işi yapan biri olarak değil, güvenebileceği bir danışman olarak görmeye başladığını gösterir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: “Başka bir şey var mı?” gibi evet ya da hayırla yanıtlanabilecek sorulardan kaçının. Bunun yerine “ne”, “nasıl” ya da “neden” ile başlayan sorular sorun. Bu tür sorular, konuşmayı kapatmak yerine derinleştirir.Önemli bir görüşmeye, kendi önceliklerinizi anlatmadan önce karşı taraf için en önemli konunun ne olduğunu sorarak başlayın.2. Hemen “hayır” demek yerine durup düşününHer lider benzer bir an yaşamıştır: Biri bir fikir ortaya atar ve akla gelen ilk tepki “Bu işe yaramaz” olur.Sorun, kötü fikirleri reddetmek değil. Onları yeterince düşünmeden reddetmektir.Deneyim, zihnimizde bazı kestirme yollar oluşturur. Bunlar bazen işe yarar. Ancak bazen de bir fikri kimin söylediğine ya da nasıl sunduğuna takılıp iyi bir öneriyi gözden kaçırmamıza neden olur.Bu yüzden zihniniz hemen “hayır”a ya da “kesinlikle olmaz”a gidiyorsa, kendinize kısa bir duraklama payı verin.Bu kısa ara, şu soruları sormanız için alan açar:Gözden kaçırdığım bir nokta olabilir mi?Bu fikrin içinde işe yarayabilecek bir taraf var mı?Fikrin kendisine mi, yoksa onu söyleyen kişiye mi tepki veriyorum?Her fikir kabul edilmeyi hak etmez. Ancak önemli her karar, refleksle değil düşünerek verilmelidir.En güçlü liderler, en hızlı hüküm verenler değil; düşünme disiplinini en iyi koruyanlardır. İlk izleniminize göre karar vermek yerine, fikirleri gerçekten ne sunduklarına bakarak değerlendirecek kadar yavaşlayın.SonuçYavaşlamak, verimliliğin karşıtı değildir. Çoğu zaman daha iyi sonuca ulaşmanın en kısa yoludur.Karşınızdaki kişiye gündemi şekillendirmesi için alan açmak da bir fikri hemen reddetme dürtüsüne direnmek de güveni artırır, düşünceyi berraklaştırır ve daha doğru kararlar alınmasını sağlar. Bazen bir liderin yapabileceği en etkili şey, yalnızca acele etme dürtüsüne direnmek olabilir.Orijinal Yayın Tarihi: 4 Temmuz Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.