Zygmunt Bauman’a göre akışkan modernlik çağında yaşayan bizlerin kimliklerini tanımlayan unsur, hangi ülkenin vatandaşı olduğumuzdan ziyade nasıl bir tüketici olduğumuz. Zira üstat tüketim yoluyla işleyen bu sistemde sadece ürünlerin değil, insan ilişkileri ve bireylerin de metalaştığını düşünüyor. Fakat “Benim kabem doğadır.” diyen markalar da yok değil. İnsanın çevreye etkisini -belki de doğayla en çok bağ kurduğu yerde- yani mutfakta azaltmaya çalışan Mum-o, 2017’de Işınsu Kaya ve Erdem Kumkale tarafından kuruldu. Mutfakta yiyecekleri muhafaza etmek için kullanılan “Streç film ve buzdolabı poşeti gibi tek kullanımlık plastik devrine son.” diyen yerli girişim, balmumu veya bitkisel mumla kaplanmış kumaşlar ve saklama keseleri üreterek yola çıkmış. Fakat onları sadece mutfakta işimizi kolaylaştıran doğal ürünlerin üretici olarak tanımlamak haksızlık olur. Çünkü Mum-o aynı zamanda sürdürülebilir yaşam kültürünü destekleyen bir platform.Üreticinin Mutfağında Azalan AtıklarKültürümüzde “İmamın dediğini yap, yaptığını yapma.” görüşü pek yaygın. Herkes etik değerler konusunda ahkam kesse de iş icraata gelince kaç kişi elini taşın altına koyuyor meçhul. Tüketim sürecinde azaltmayı kendine şiar edindiği atığa üretim aşamasında da yer vermeyen Mum-o’da balmumu peteklerinin arasında gelen kağıtlar, Arap sabunu kavanozlarının paketlenmesinde koruyucu olarak kullanılıyor. Üstelik ürünlerle birlikte gönderilen ambalaj ve iletişim malzemelerinde sadelik ve minimalizm ilkesini benimsediklerini söyleyen kurucu Kaya “Alışkanlıkları dönüştürebilmenin ilk adımı sorgulamakla başlıyor. Biz de tam olarak bu sorgulamayı tetiklemeyi amaçlıyoruz.” diyor. Mutfakta ihtiyacımız olan her ürünün bedeninize, ruhunuza ve tabii patili dostlarımıza zarar veren kimyasallardan azade versiyonlarını üreten markanın felsefesiyse kurucusunun tabiriyle “İnsanları değişime zorlamak değil, nazikçe teşvik etmek.” Kaya’ya göre tüketicinin eksikliğini en çok hissettiği şey gerçek ürünlere ulaşabilmek. “Bir markete gittiğimizde rafların büyük çoğunluğunda üretimi ya da tüketimi sırasında faydadan çok zarar veren ürünler var. Böyle bir sistemin içinde yolumuzu bulmak gerçekten zor ve yorucu.” diyor. Tüketim sürecinin metalaşmasından mustarip kurucuların üreticilik gömleğini giymesi de bir başka oluyor tabii.Bir Tüketim Nesnesi Olarak İnsan“Bizim için en değerli şeylerden biri bağ kurmak. Unuttuğumuz ama hâlâ içimizde bir yerlerde olan doğayla, üretimle, birbirimizle olan bağları yeniden hatırlatmayı çok önemsiyoruz.” diyen Kaya bağ kurmanın, samimiyet ve kapsayıcılığın Mum-o'nun temel değerleri olduğunun altını çiziyor. Sosyal medya dilinden tutun da ambalajlara kadar nezaket, samimiyet, kapsayıcılık ve bilgilendiriciliği elden bırakmayan marka, tüketicisine sen diliyle hitap ederek tanış olma hâlini samimiyet zeminine oturtuyor. Son yıllarda Türkiye’de insan ve doğa merkezli sürdürülebilir ürünler pazarının çeşitlendiğini söyleyen Kaya ekonomik koşulların bu sektörü hâlâ nişliğe sıkıştırmasından yana dertli. “Ne yazık ki, sürdürülebilir ürünler kitlesel bir zeminde yeterince yer bulamıyor.” diyor ve ekliyor: “Amacımız sürdürülebilirliği daha fazla insana ulaştırmak ve toplumda daha geniş bir farkındalık yaratmak.” Onları bu pazarda öne çıkaran özelliklerinin ne olduğunu sorduğumda kurucuların ikisi de kalitelerinin yanında insanı merkeze alan hikâye anlatımları olduğunu söyledi. Tabii bir de birbirine gönülden bağlı olmaları, ilişkilerini de sürdürülebilir kılmaları var. Kaya “Gerçekten gönülden çalışan bir ekip olarak bu işe olan tutkumuz ve inancımız bizi her gün daha güçlü kılıyor.” diyor Kaya.