Türkiye'de yaklaşık 18 milyon kişi obezite ile yaşıyor. Bu kişilerin yüzde 80'i kilolarını kontrol etmeyi düşünüyor ya da bu konuda tavsiye almış. Son bir yıl içinde doktora başvuranların oranı ise yüzde 35.Bu üç rakam arasındaki mesafe, bir bilgi eksikliğini değil, derin bir algı kırığını anlatıyor. Ve bu kırık, tedaviye erişimin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.Lilly Türkiye'nin Avrupa Obezite Kongresi ile eş zamanlı açtığı "Obezite: Görünmeyen Gerçekler" deneyim alanı tam bu noktaya dokunuyor. Beyoğlu'ndaki tarihi Hope Alkazar'da kurulan alan, bir farkındalık kampanyasından fazlasını vaat ediyor. Asıl soru şu: Toplumsal bir önyargıyı kırmak için bilim tek başına yeterli mi?Stigma, tedaviye erişimin önündeki en büyük duvarObezitenin dünya genelinde yaklaşık bir milyar insanı etkileyen bir salgın boyutuna ulaştığını biliyoruz. Yetişkinlerdeki görülme sıklığı yüzde 36 ile Türkiye, Avrupa'nın en kilolu ülkeleri arasında yer alıyor.Ama asıl sorun bu rakamlar değil. IPSOS'un "Obezite Algısı Araştırması" Türkiye verilerine göre obezite ile yaşayan bireylerin yüzde 45'i "kilomu kendi başıma kontrol etmeyi tercih ederim" diyor. Bu oran pek çok ülkenin çok üzerinde. İnsanlar doktora gitmekte geç kalıyor çünkü obeziteyi bir hastalık olarak değil, irade sınavı olarak görüyor. Ve bu bakış açısı yalnızca toplumda değil, zaman zaman sağlık sisteminin içinde de var.TOAD Genel Sekreteri Prof. Dr. Feray Akbaş'ın açılış panelinde söylediği bir cümle aklımda kaldı: "Buradaki temel engel bilgi eksikliği değil, algı." Bu cümle aslında tüm girişimin de sınırını çiziyor.Farkındalık yeterli mi?Deneyim alanı, bu algıyı kırmak için tasarlanmış. Bilimsel veriler, gerçek yaşam hikayeleri ve etkileyici bir sahne kurgusu bir arada. Son durağında Albert Health'in dijital platformuyla kişiselleştirilmiş bir sağlıklı yaşam yolculuğuna kapı aralıyor.Farkındalık yaratmak gerekli ama yeterli değil. Toplumsal algı, deneyim alanı ziyaretçileriyle değil; birincil sağlık hizmetleriyle, sigorta sistemleriyle, medya diliyle dönüşüyor. Asıl dönüşüm, bu kanalların obeziteyi bir irade meselesi olarak değil, kronik bir hastalık olarak ele aldığı anda başlıyor.Ekonomik yük, stratejik önceliği zorluyorVeri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır'ın masaya koyduğu rakamlar konuyu bireysel sağlıktan çıkarıp yapısal bir zemine taşıdı. Türkiye'de obezitenin ekonomik yükü 2019'da $14,64 milyardı. 2060'ta bu rakamın $132,5 milyara, GSYİH'nin yüzde 3,2'sine, ulaşması bekleniyor. Küresel ölçekte ise 2035'te $4,32 trilyon.Bu projeksiyonun karşısında Ağırdır'ın Lilly Türkiye ile başlattığı araştırma süreci dikkat çekici: Obezite ile yaşayan bireylerin gerçek yaşam deneyimlerini, yardım arama davranışlarını ve tedaviye erişim süreçlerini haritalayan bu çalışmanın sonuçları 2026 içinde kamuoyuyla paylaşılacak. Sonuçlar, bir deneyim alanından çok daha kalıcı bir etki yaratma potansiyeli taşıyor.Asıl soru: Kim sistemi değiştiriyor?Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson panelde şirketin pozisyonunu net ortaya koydu: "Biz yalnızca ilaç üretmekle yetinmiyor, sağlığa erişimdeki engelleri aşmaya ve önyargılarla aktif şekilde mücadele etmeye çalışıyoruz."Bu yaklaşım, obezitenin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir mesele olduğunu kabul eden bir çerçeveden geliyor. Akademiyle, Veri Enstitüsü gibi bağımsız kurumlarla ve sağlık sistemiyle kurulan ortaklıklar da bu çerçevenin somut yansımaları."Obezite: Görünmeyen Gerçekler" bu yolda anlamlı bir adım. Ama görünmeyen gerçekleri göstermek kadar, o gerçeklerin sistemin içine işlemesi de önemli.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.