Robert Lustig lafı hiç dolandırmadan küresel sağlık krizi hakkında ne düşündüğünü sorduğumda, durumu üç cümlede net biçimde ortaya koydu:“Tüm dünya sistemik bir sağlık krizi yaşıyor. Aynı zamanda bir ruh sağlığı krizi içindeyiz. Ve bir de toplumsal sağlık krizi yaşıyoruz. Asıl soru şu: Bunlar birbiriyle bağlantılı mı, yoksa sadece tesadüf mü?”Cevabı net: Hepsi tek bir beyin bölgesi üzerinden birbirine bağlı.Beynin “korku merkezi” olarak bilinen amigdala, normalde dört farklı mekanizma tarafından dengede tutulur. Ancak şu anda bu dört “fren”in de aynı anda devre dışı kaldığını söylüyor.Bunu bir araba benzetmesiyle açıklıyor:Tek bir fren bozulursa, yine de bir şekilde durabilirsiniz. İki fren bozulursa yol zorlu olur ama idare edebilirsiniz. Üç fren bozulduğunda araç savrulmaya başlar. Peki ya dördü birden?“Artık uçurumdan aşağı yuvarlanırsınız; tıpkı Thelma & Louise filminin final sahnesindeki gibi.”Bu süreci tetikleyen iki temel kimyasal var: dopamin ve kortizol.Kortizol, stres hormonudur. Dopamin ise beynin acı hissettiğinde ve bu acıyı azaltmak istediğinde salgıladığı nörotransmitterdır. Biz de bu rahatlama hissinin peşine düşeriz. Bazen alkol ve şeker gibi maddelerle, bazen de alışveriş, kumar, sosyal medya ya da pornografi gibi davranışlarla.Lustig bunu şöyle açıklıyor:“Dopamin devreye girdiğinde bir sonraki nöronu uyarır ve bu da enerji ihtiyacını artırır. Kortizol de aynı şekilde hücrelerin daha fazla enerjiye ihtiyaç duymasına neden olur. Yani bir yandan ihtiyaç artar, diğer yandan bu ihtiyacı karşılayamazsınız. Bu noktada nöronlar risk altına girer. İşte buna bağımlılık diyoruz.”Özellikle kurucular için bu durum kritik. Kronik stres, yoğun ekran kullanımı, yetersiz uyku ve ultra işlenmiş gıdalar; amigdalayı dengeleyen dört temel sistemi zayıflatıyor: akıl yürütme, hafıza, içgüdüsel sezgi ve insanlarla kurulan güven duygusu.“Hasta olduk. Daha az düşünebilir hale geldik. Ve daha öfkeli olduk” diyor. “Bu bireysel tepkiler toplum genelinde birleştiğinde, bugün yaşadığımız sorunlar ortaya çıkıyor.”Peki çözüm ne?Lustig’e göre her şey, haz ile mutluluk arasındaki farkı anlamakla başlıyor. Çünkü bunlar aynı şey değil.Haz kısa sürelidir. Mutluluk ise kalıcıdır.Haz almak üzerine kuruludur. Mutluluk vermek üzerine.Haz maddelerle sağlanabilir. Mutluluk sağlanamaz.Haz aşırıya kaçtığında bağımlılık yaratır. Mutluluğun fazlası diye bir şey yoktur.“Haz dopamindir, mutluluk ise serotonindir” diyor. “İki farklı nörotransmitter, iki farklı reseptör sistemi ve beynin iki farklı bölgesi.”Pratikte önerdiği şeyler ise oldukça net:Gerçek insanlarla sosyalleşmek, ekranlar üzerinden değil.Kârın ötesinde bir amaç bulmak.Ultra işlenmiş gıdalar yerine gerçek gıdalar tüketmek.Düzenli egzersiz yapmak.Ve mindfulness gibi pratiklerle kortizol seviyesini düşürmek.“Biz sosyal varlıklarız” diyor. “Bağ kurmak serotonini artırır. Dijital bağlantı diye bir şey vardır ama dijital bağ yoktur. Çünkü bağ, insanlar arasında kurulur.”Ona mirasının ne olmasını istediğini sorduğumda ise verdiği cevap, bugüne kadar duyduğum en çarpıcı ifadelerden biriydi:“Önemli olan mesajdır, mesajı veren kişi değil. İnsanların beni tanıyıp tanımaması umurumda değil. Hatta anonim kalmayı bile tercih ederim.”Tükenmişlik sınırında çalışan kurucular için uykunun yerine kahve koyanlar, gerçek bağlar kurmak yerine ekranlara gömülenler ve gelir hedeflerinden gelen dopamin etkisinin peşinde koşanlar için Lustig’in mesajı tam anlamıyla bir uyanış çağrısı.Toplum sağlığını zedeleyen aynı kimyasallar, farkında olmadan şirketinizi de zayıflatıyor olabilir. Ve çözüm, bir başka verimlilik taktiği değil. Asıl mesele, beyninizin sınırları olduğunu kabul etmek ve büyük ihtimalle şu anda bu sınırların tamamını zorluyor olduğunuzu görmek.Orijinal Yayın Tarihi: 3 Nisan Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.