Kiralık mülklerimizden birine yeni bir ısıtma sistemi taktırdığımızda, belediyenin tesisat denetçisi doğal gaz hattının döşenme biçimi nedeniyle sistemin yönetmeliğe uygun olmadığını söyledi.Tartışmaya başlayacak gibi oldum. Çünkü yönetmeliği biliyordum. Ancak yapı denetçilerine itiraz etmek çoğu zaman ters teper. Üstelik bu yalnızca mevcut proje için değil, bir sonraki proje için de geçerlidir. Bir de ben çatışmadan pek hoşlanan biri değilim.Neyse ki Amanda Ripley’nin High Conflict: Why We Get Trapped and How We Get Out adlı kitabında “üretken çatışma” olarak tanımladığı yaklaşımı hatırladım. Tartışmak yerine, anlaşmazlığı merak duygusuyla yeniden çerçevelemem gerekiyordu.Bu yüzden itiraz etmek yerine şöyle dedim: “Bunu bilmiyordum. Sorunun ne olduğunu bana adım adım anlatabilir misiniz?”Sesimin kuşkucu değil, gerçekten meraklı çıktığından emin oldum. Çünkü siz savunmacı bir tepki verdiğinizde, karşınızdaki kişiyi de otomatik olarak savunmaya geçirirsiniz.Araştırmalar da üretken çatışma yaklaşımını destekliyor. Cognitive Science dergisinde yayımlanan bir çalışma, tartışmayı kazanmaya çalışmak yerine öğrenme amacıyla tartışmanın, karşınızdaki kişileri sizin görüşlerinize daha açık hâle getirdiğini ortaya koyuyor.İşbirliğine dayalı etkileşimlerde bulunan katılımcılar, rekabetçi etkileşimlerde bulunanlara kıyasla, söz konusu konuda nesnel bir gerçek olduğu fikrine daha az katılma eğilimi gösterdi. İnsanlar iş birliğine dayalı tartışmaların içinde olduklarında, gerçeği daha öznel görürler.Özetle insanlar, gerçeğe ilişkin değerlendirmelerini, içinde bulundukları tartışma zihniyetinin hedefleriyle uyumlu hâle getirir.Araştırmacı diliyle değil, daha sade anlatırsak: Denetçiye doğrudan karşı çıksaydım, elimde daha iyi kanıtlar olsa bile fikrini değiştirmesi pek olası değildi. Ama ona öğrenmek istediğimi hissettirseydim, o da öğrenmeye daha açık olabilirdi.Tartışmayı üretken bir çatışmaya dönüştürmek istiyorsanız, Ripley’nin önerdiği bazı cümle başlangıçları şöyle:“Acaba…”“Yanılıyor olabilirim ama…”“Ne ilginç! Ben farklı bir tepki vermiştim…”“Merak ettim. Bu sonuca nasıl vardınız?”“Bunu söylerken biraz çekiniyorum ama…”“Bir yandan ne demek istediğinizi anlıyorum. Diğer yandan…”Yine de bu cümleleri söylerken ses tonunuza biraz belirsizlik katmanız önemli. Amaç gerçekten meraklı duyulmak; tartışmaya değil, öğrenmeye istekli olduğunuzu hissettirmek.Bu, özellikle yetki sahibi olduğunuz durumlarda daha da önemli. Bir çalışan, işleri normalde yapma biçiminize ters düşen bir öneri getirdiğinde, özellikle de o işlerin nasıl yapılacağına siz karar veriyorsanız, kendini savunmaya geçmeye hazır olabilir.“Bana bunun neden mantıklı olduğunu açıkla” demek, konuyu bir anda “sen ve ben” karşıtlığına dönüştürebilir. Oysa “Bunu hiç böyle düşünmemiştim; bana biraz anlatır mısın?” demek, meseleyi fikir üzerine kurulan bir konuşmaya çevirir. Sonunda aynı fikirde olmasanız bile sorun değil. Çalışan kendini duyulmuş, anlaşılmış ve değer verilmiş hisseder. Bir fikir gerçekten dikkate alındığında ve neden “hayır” dendiği anlaşıldığında, “hayır”ı duymak çok daha kolaydır.Bunu deneyin. Bir dahaki sefere biriyle aynı fikirde olmadığınızda ya da biri sizinle aynı fikirde olmadığında, hemen karşılık vermeyin. Önce karşınızdaki kişinin neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışmak için bu cümle başlangıçlarından birini kullanın. Çünkü böyle yaptığınızda konuşmanız çok daha verimli ilerler.Benim durumumda ise boru hattını döşeme biçimimizin aslında yönetmeliğe uygun olduğu ortaya çıktı. Denetçi yalnızca başka bir yöntemi tercih ediyordu, çünkü bunun ileride ünite üzerinde çalışmayı kolaylaştıracağını düşünüyordu.Gerekçesini anlattıktan sonra sonunda şöyle dedi: “Söz veriyorum, bunu farklı yapmış olmayı dileyeceksiniz. Ama mevcut hâliyle yönetmeliğe uygun.”Tartışmaya girseydim aynı noktaya varır mıydık? Belki evet. Belki hayır.Ama şunu biliyorum: O konuşmadan, bir tartışmayı kaybetmiş gibi ayrılmadı. Tavsiyesi için teşekkür ettim, bunun gerçekten iyi bir fikir olduğunu söyledim ve bir dahaki sefere bu nedenle farklı yapacağımı belirttim.Yani ikimiz de kazanmış olduk.Orijinal Yayın Tarihi: 1 Haziran Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.