“İnternette gördüysen, kesin doğrudur.”Bu cümle hiçbir zaman doğru olmadı. Ama toplumun dokusunu en çok aşındıran cümlelerden biri.Haksız mıyım?Aslında mesele şu: Bu cümle yüzyıllardır bizimle. Sadece “internet” kelimesini “televizyon”, “radyo”, “gazete” ya da iyi araştırılmış bir kitaba veya bir uzmanla yapılan uzun bir sohbete kıyasla daha hızlı ve ucuz olan herhangi bir iletişim aracıyla değiştirin.Ama onlar da hiçbir zaman hakikatin kalesi değildi. Sadece daha “doğruymuş gibi” duruyorlardı.Bugün de sorun, aslında hep olduğu gibi, mecra değil. Cümlenin ilk yarısı değil yani; internet, televizyon ya da Claude’dan söz eden kısmı değil. Asıl sorun ikinci yarıda: “Doğru” kelimesinde. Daha doğrusu, onu nasıl tanımladığımızda.Ve bu giderek kötüleşiyor. Gevşiyor. Bulanıklaşıyor. “Benim doğrum” ve “yeterince doğru” gibi ifadeler, gerçekliğin içine karışan bir zehirden farksız.Gerçekle sahteyi daha iyi ayırt etmek ve yapay zekânın bu ayrımda nereye düştüğünü anlamak mı istiyorsunuz? O zaman önce doğrunun ne olduğunu netleştirmeniz gerekiyor.Nasıl mı?1. Adım: BilgileninSizinle yedi yaşındaymışsınız gibi konuşmak istemiyorum. Ya da mailleri bir anda “kaybolunca” panikleyen kayınvalidemle konuşur gibi. Ama önce doğruluk eşiğini bir yere koymamız gerekiyor.Her şeyi okuyun. Her şeye şüpheyle yaklaşın. Evet, şu anda okuduğunuz bu yazıya bile.İnternetin açmazı tam da burada. Ana akım bilgi havuzunu saçmalıklarla doldurmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Özellikle de bu doldurma işinin arkasında para kazanma motivasyonu varsa. Twinkies gibi düşünün.Öte yandan hepimiz aynı kaynaklara erişebiliyoruz ve gerçek ile saçma arasında bir denge olmasını bekliyoruz. Eskiden saçmayı ayırt etmek daha kolaydı. Hatta bir dönem, insanlık tarihinin neredeyse tüm bilgi birikimine erişebilmek, gerçekle kurmacayı ayırmayı kolaylaştırmıştı.İnternette gördüğüne kanan arkadaşlarımızla dalga geçerdik.Şimdi o arkadaş biz olduk. Kendi tuzağımıza düştük.2. Adım: Şüphe Dozunu ArtırınYapay zekâ, tıklama tuzağı kırıntılarının arasındaki gerçeklik zerreciklerini toplarken bilginin özetlenmesi ve paketlenmesi de otomatikleşti. İroni şu: Bu durum, gürültüyle anlamlı bilgiyi ayırmayı kolaylaştırmadı; tam tersine zorlaştırdı.Gerçek ile zırva arasındaki denge buharlaştı. Kanıtlanabilir biçimde yanlış olan şeylere inanan insanların sayısı şaşırtıcı derecede yüksek. Üstelik bu inançlar size, yani müşteriye, büyük bir indirimle servis ediliyor.Peki insanlar “kendi gerçekleri” için yapay zekâya mı yaslanıyor? Yapay zekâ sonuçlarının yine yapay zekâ sonuçlarını beslediği döngüsel bir yapının içinde miyiz?Evet. Belki de.Şimdi Google, belirli yapay zekâ kaynaklarını tercih etmeye yarayan daha fazla seçenek sunmaya hazırlanıyor. Bu bir çözüm değil. Bu, insanların kendi filtre fanusunu kurmasına izin vermek. Buna kanmayın. Üstelik bunun, yıllar önce hakikati arama sürecini kirleten “arama sonuçlarında üst sıralara ücretli erişim” mantığının daha geniş bir zemine yayılmasının ilk adımı olduğunu düşünüyorum.Yapay zekâ giderek daha fazla “doğruymuş gibi” görünecek. Biz de hızla, gerçeğin yalnızca kendi gözlerimizle gördüğümüz şey sayıldığı günlere geri dönüyoruz.Hay aksi, yapay zekâ deepfake videolarını unutmuşum.Artık başının çaresine bakacaksın, evlat.3. Adım: Yapay Zekâ Cilasının Altına BakınBir büyük dil modelinden çıkan herhangi bir şeye sorgusuz sualsiz inanıyorsanız, tehlikeli bir oyun oynuyorsunuz. O yüzden…Asla… hiçbir zaman… kaynaklarınızı kontrol etmeyi unutmayın.Böyle konuşunca gençlerin hoşuna gidiyor galiba.Ama en son ne zaman bir yapay zekâ kaynağını gerçekten kontrol ettiniz? Bulduklarınız sizi şaşırtabilir. Çünkü karşınıza çıkan şey sahte olabilir. Eksik olabilir. Daha kötüsü, zaman aşımına uğramış olabilir. Burada yalnızca eski bir içerikten söz etmiyorum; güncelliğini yitirmiş bir kaynaktan söz ediyorum. Hatta sadece kaynaktan da değil, o kaynağın hâlâ güvenilir bir hakikat kaynağı sayılıp sayılamayacağından söz ediyorum.Şüpheyle bakmanız gereken tek şey içerik değil. O içeriğin geldiği kaynak ve o kaynağın neden var olduğu da en az içerik kadar önemli.Hızla itibar kaybeden bir marka adı alın. Üzerine birkaç uzman serpiştirin. En üste de büyük dil modeliyle çalışan bir yapay zekâ avatarı yerleştirin. Sonra kurs için $700 isteyin.Adil olmak gerekirse, yapay zekâ avatarı bu teklifin tamamı değil; yalnızca bir parçası. Benim derdim de yapay zekâ avatarıyla değil. Benim derdim kaynakla. Markayla ve uzmanla. Hepsi bu. Kaynak dediğimiz şey bu. “Marka” ve “uzman” etiketiyle, yeterince test edilmeden büyük yapay zekâ bilgi havuzuna aktarılacak olan şey bu. Üstelik tüm yapay zekâ avatarı düzenine gerekçe yapılan, henüz sınanmamış startup teknolojisiyle birlikte.Bu, büyük dil modelinin suçu değil.Bu arada, startup tavsiyesi işinden neden çıktığımı da tam olarak bu anlatıyor. Ancak bizzat dahil olabildiğim çok küçük alanlar hariç. Hayır, JoeBot’a hâlâ erişemezsiniz.4. Adım: Güvenin, Ama İki Kez DoğrulayınKötü haber şu: Artık tek bir hakikat kaynağı yok.Ama mesele şu: Zaten hiçbir zaman olmadı.İyi haber ise kendi veri noktalarınızı bulmak ve yalnızca korelasyonu değil, nedenselliği de aramak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Evet, zaman alıyor. Ama bugün bu iş, 100 yıl önce gazetelerle, 10 yıl önce internetle, hatta iki yıl önce Claude’la olduğundan çok daha az zaman alıyor.Kolay yol şu: Birinin, savunmak istediği fikri destekleyen herhangi bir şeyi ortaya atması. Yapay zekâ da bunu memnuniyetle destekler. Ama eskiden meşru kabul edilen tekil hakikat kaynakları bile artık rastgele bir Instagram paylaşımından daha güvenilir sayılmıyor.Haksız mıyım?Sorumluluk artık bizde. Sizde ve bende. Mesele kendi gerçeğimizi bulmak değil; gerçeği bulmak.Aradaki farkı bilmek, başlamamız gereken ilk yer.Gerçeği kaldırabileceğinizi düşünüyorsanız, yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta listeme katılmak hoşunuza gidebilir.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.