Hepimizin gördüğünde tanıdığı Edvard Munch’un Çığlık tablosu krizler üzerine düşündüğümüzde aslında çok güçlü bir metafor sunar. Köprü üzerinde, kulaklarını kapatan ve yüzünde tarifsiz bir korku taşıyan o figürün arkasında dalgalı, kıpkırmızı bir gökyüzü vardır. Bu, sadece bireysel bir çığlık değildir aslında toplumun ortak bir paniğinin yankısıdır. Bir dağın tepesinden yuvarlanan küçük bir kartopu düşünün. Başlangıçta önemsiz gibi görünür ama yuvarlandıkça büyür, hızlanır ve sonunda koca bir çığa dönüşür işte krizler de tam olarak böyle işler.Genellikle tek bir olayla başlarlar, bir bankanın iflası, bir fonun çöküşü veya beklenmedik bir politik karar. Ancak asıl yıkımı, bu olayın ardından hızla yayılan güven kaybı yaratır. Çığlıktaki titreşimli gökyüzü gibi, panik dalga dalga sistemlerimize nüfuz eder. Çalışanlar işlerini kaybetme korkusuyla üretkenliğini yitirir, tüketiciler harcamayı keser, yatırımcılar paralarını çeker. Başlangıçta küçük bir ekonomik sorun veya sınırlı bir güven kaybı vardır. Bu küçük işaret, yatırımcıların psikolojisinde korku ve panik yaratır. Ardından sürü davranışı devreye girer. Birkaç kişinin krize girildiğini öngörmesi herkesi güvenli limana kaçmaya teşvik eder. Böylece ekonomik göstergelerden çok psikolojik dalgalar sistemi tahrip etmeye başlar.Tarihsel olarak baktığımızda, 2008 Mortgage Krizi’nin ya da 1929 Büyük Buhranı’nın kırılma anları ekonomik verilerden değil, güvenin hızla yok olmasından kaynaklanmıştır. İlk panik hareketleri, tıpkı kartopunun büyümesi gibi zincirleme bir şekilde tüm sistemi yıkmıştır.Finansal krizler çoğunlukla ekonomik göstergeler üzerinden analiz edilir. Faiz oranları, borç yükleri, likidite darlığı ya da jeopolitik riskler vardır. Ancak tarihsel veriler, krizlerin büyük kısmının ekonomik değil, psikolojik faktörlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Nitekim birçok düşünüre göre finansal krizlerin yaklaşık yüzde 70’i güven kaybı, panik, sürü davranışı ve irrasyonel beklentilerle tetikleniyor.Krizlerin, kriz başladıktan sonra yönetilmeye çalışılması hem finansal hem de psikolojik olarak sistemleri ciddi olarak tahrip ediyor. Dünyanın döngüsel yaşamı içerisinde her zaman krizlerin geleceği aşikardır. Fakat birçok sistem hiçbir zaman kriz gelmeyecekmiş gibi yaşamaya devam eder. Krizlere, güneşli havalarda hazırlanmamız, şirketin finansal ve psikolojik elementlerini, zor zamanlarda şirketlerin bu fırtınadan en az zararla çıkmasını sağlıyor. Krizleri sadece ekonomik parametrelerle açıklamak yetersizdir. Kriz yönetimi, kartopu çığa dönüşmeden önce yapılmalıdır. Hem finansal hem de psikolojik bağışıklık sistemi güçlü olan şirketler, bu çığın altında kalmadan yoluna devam edebilir.Bir şirket krizle karşılaştığında, finansal veriler kadar çalışanların psikolojik dayanıklılığı da belirleyici olur. Çoğu zaman kriz, rakamlarla değil insanların zihninde büyür. Bu nedenle krizlerin yüzde 70’i psikolojiktir. Bu durum zincirleme etkiler yaratmaya başlar. Verimlilik düşer, çalışanlar enerjilerini işe değil, belirsizliği yorumlamaya harcar. İş birliği zayıflar, panik halindeki kişiler daha bireysel davranır, ekip ruhu azalır. Yetenek kaybı başlar, en yetkin çalışanlar, en önce alternatif aramaya başlar. Ve en son olarak kriz derinleşir tam da şirketin en çok üretkenliğe ihtiyaç duyduğu anda, içerideki moral kaybı krizi daha da ağırlaştırır. Kurumsal düzeyde ise liderlik boşluğu, bu panik atmosferini daha da besler. Kriz, ekonomik bir sorundan çok psikolojik bir paniğe dönüşür.İşte burada liderliğin önemi ortaya çıkar. Eğer liderler şeffaf, zamanında ve güven verici iletişim kurmazsa, kartopu kendi haline bırakılır ve çığ kaçınılmaz olur. Ancak doğru iletişimle bu kartopu erken aşamada eritilebilir. Bu durumda ilk önce şirket içerisinde akabinde piyasalarda durdurulamayacak bir çığa dönüşür. Krizler rakamlardan önce insan ruhunda başlar. Eğer psikolojik yönetim, güveni ayakta tutmak, şeffaf iletişim, çalışanları sürece ortak etmek sağlanmazsa, finansal tablo hızla bozulur. Krizi yönetmek, rakamlara değil önce insanların çığlığını duyabilmeye bağlıdır.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.