Yeterince uyumaya özen göstermenize rağmen, işgününün sonunda kendinizi sık sık bitkin mi hissediyorsunuz? Bunun sandığınızdan daha basit hatta şaşırtıcı bir açıklaması olabilir. Farkında olmadan kendinize fazla miktarda duygusal emek yüklemiş olabilirsiniz. Üstelik bir şirket kurucusu ya da iş lideriyseniz, birlikte çalıştığınız herkesin duygusal iyilik hâlinden kendinizi sorumlu hissetmeniz de oldukça olası.Bu ilgi çekici tespit, klinik psikolog Shannon Sauer-Zavala’ya ait. Psychology Today’de yayımlanan düşündürücü yazısında, duygusal aşırı yüklenme ile tükenmişlik arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Sauer-Zavala’ya göre, insanların kendilerini gereğinden daha yorgun hissetmelerinin ardındaki temel nedenlerden biri de duygusal emek.Duygusal emek nedir?Tanımlar farklılık gösterse de, hepsi ortak bir noktada buluşuyor: birlikte çalışılan herkesin duygusal iyilik hâlinden emin olma çabası. İnsanlar hem işyerinde hem de özel hayatlarında duygusal emek üstlenebiliyor. Bu, her zaman gerçekten hissetmediğiniz halde olumlu duygular sergilemeyi de içerebilir. Örneğin, başarılı bir çalışanın doğum günü ya da başka önemli bir tarihinin mutlaka hatırlanmasını sağlayan kişi siz olabilirsiniz. Ya da ekip içinde, özellikle kilit ekip üyeleriyle yapılacak buluşmaları sürekli planlayan ve organize eden kişi yine sizsinizdir. Ayrıca anlaşmazlıklar arası arabuluculuk yapmak ve sinirler yükseldiğinde ortamı yatıştırmak da buna dahil olabilir. Bir girişimci ya da iş lideri olarak, birlikte çalıştığınız kişilerin duygusal iyilik hâlini gözetmeyi doğal olarak sorumluluğunuz olarak görebilirsiniz. Haklısınız da, bunu zaman zaman yapmalısınız. Ancak başkalarının duygularıyla sürekli ilgilenmek ve bunun sizi tüketen bir noktaya ulaşması, uzun vadede hem size hem de şirketinize zarar verir. Shannon Sauer-Zavala, duygusal emek kavramını somutlaştırmak için birkaç örnek veriyor. Bunlar arasında, “evde ya da işyerinde her zaman planları yapan kişi olmak” ve “enerjiniz olmasa bile terapist arkadaş rolünü üstlenmek” gibi durumlar yer alıyor.Belki de kendinizi sık sık tükenmiş hissetmenizin nedeni, farkında olmadan gereğinden fazla duygusal emek üstlenmenizdir. İyi haber şu ki, bunu değiştirmek büyük ölçüde sizin elinizde.1. Kendi duygusal emeğinin farkına var.Çoğumuz, bunu bir alışkanlık hâline getirdiğimizi fark etmeden yapıyoruz. Kriz anlarında bir başkasını rahatlatmaya çalışırken, durup kendi enerji seviyemizi değerlendirmiyoruz. Sauer-Zavala şu soruyu yöneltiyor: “Herkesi sürekli kontrol eden ama hiç kontrol edilmeyen kişi siz misiniz?”Bu tür farkındalıklar zaman zaman rahatsız edici olabilir, ancak iyileşmenin ilk adımı da tam olarak burada başlar.2. Duygusal emek için sınırlar oluştur.Sauer-Zavala, bu noktada “önce kendi sınırlarını gözetmekle başla” önerisinde bulunuyor. Bu, biri duygusal bir çalkantı yaşadığında ona eşlik etmen beklendiğinde, durumu açıkça ifade edebilmeni de kapsar. Örneğin, “Şu anda bunu üstlenebilecek durumda değilim” demek, hem kendin ile hem de karşındakiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmanın bir yoludur.Sınır koymak, aynı zamanda kendiniz için duygusal mesai saatleri belirlemek anlamına da gelebilir. İşle ilgili bir sorun akşam saat 8’de ortaya çıkıyor ve gerçekten acil bir durum teşkil etmiyorsa, bu konuyu ertesi sabaha bırakmayı tercih edebilirsiniz. Aynı yaklaşım, günün ilerleyen saatlerinde ortaya çıkan aciliyetsiz meseleler için de geçerlidir. Örneğin iş gününün sonuna doğru, çalışanlar arasında bir partinin organize edilmesi ya da küçük bir tartışmanın gündeme gelmesi durumunda, o an müdahale etmek zorunda değilsiniz. İhtiyacınız olan duygusal dinginliği sağladıktan sonra, ertesi sabah çok daha dinç ve hazır bir şekilde bu konulara çözüm üretmeniz mümkün olacaktır.3. Duygusal olarak sizi besleyen faaliyetlere alan açın.Buna, ruh sağlığına iyi geldiği bilimsel olarak gösterilmiş günlük tutma ya da meditasyon gibi uygulamalar da dahildir. Sauer-Zavala bu tür pratikleri “derin dinlenme aktiviteleri” olarak tanımlıyor. Doğada zaman geçirmek ya da sizi gerçekten anlayan bir arkadaşınız veya aile üyenizle sohbet etmek de duygusal olarak beslenmenize yardımcı olabilir. Unutmamak gerekir ki bu tür faaliyetlere zaman ayırmak, yeterli uyku ve egzersiz kadar önemlidir. Sağlıklı kalabilmek için duygusal olarak beslenmeyi hayatınızın doğal bir parçası hâline getirmeniz gerekir.Son olarak, pek alışık olmadığımız ama son derece önemli bir öneri daha var: Kendinize, hiçbir yerde olmanızın gerekmediği ve hiçbir görevi yerine getirmeniz beklenmeyen planlanmamış bir zaman ayırın. Sauer-Zavala bunu şöyle ifade ediyor: “Eğer her boş anınız sorumluluklar, günlük işler ya da bilinçsizce yapılan kaydırmalarla doluysa, beyninizin dinlenmesi için hiç alan kalmaz.” Oysa bazen amaçsızca pencereden dışarı bakmak bile duygusal sağlığa katkı sağlar. Zihninizin merak etmesine, dinlenmesine ya da hiçbir şey yapmamasına zaman ve alan tanıdığınızdan emin olun. Bu duygusal adımları atabildiğinizde, kendinizi çok daha dinlenmiş hissedeceksiniz. Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.