Son zamanlarda birçok toplantıda aynı soruyla karşılaşıyorum:"Türkiye'nin Gulf ve Asya açılımında en büyük fırsat hangi sektörlerde?"Genellikle cevaplar savunma sanayi, yazılım, fintech veya üretim tarafında aranıyor. Fakat bana göre eksik bir şey var. Biz yıllardır ürün ihraç etmeyi konuşuyoruz. Belki de artık bilgi ihraç etmeyi konuşmamız gerekiyor… Çünkü dünyanın en değerli şirketlerinden bazıları aslında ürün değil, uzmanlık satıyor.McKinsey, BCG, Bain, Accenture veya Deloitte fiziksel bir ürün üretmiyor. Buna rağmen milyarlarca dolarlık küresel ekonomileri yönetiyorlar. Danışmanlık sektörünün yükselişi de tam olarak bu dönüşümün sonucu oldu. Şirketler büyüdükçe operasyonel verimlilik yeterli olmamaya başladı; strateji, organizasyon ve dönüşüm ihtiyacı yeni bir sektör yarattı. Gulf–Asia Koridorunda Yeni TalepSon üç yılda Körfez bölgesinde dikkatimi çeken önemli bir değişim var.Eskiden proje satın alınıyordu.Bugün ise yetkinlik satın alınıyor.Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Asya'nın yükselen ekonomileri; yalnızca teknoloji değil, aynı zamanda dönüşüm yönetimi, yapay zekâ yönetişimi, PMO, dijital strateji, risk yönetimi ve kurumsal dönüşüm uzmanlığı arıyor.Başka bir ifadeyle; Artık sadece yazılım değil, düşünce sistemi de ihraç edilebilir hale geldi.Türkiye'nin Gizli AvantajıTürkiye'nin çoğu zaman fark edilmeyen bir avantajı bulunuyor.Sektör profesyonelleri;Avrupa standartlarını biliyor, Orta Doğu kültürünü anlayabiliyor, Gelişmekte olan pazarların gerçekleriyle çalışabiliyor. Bu kombinasyon Londra'da da nadir, Singapur'da da.Özellikle Gulf bölgesinde birçok kurumun yaşadığı temel problem teknoloji eksikliği değil; dönüşümü yönetecek insan ve metodoloji eksikliği.Tam bu noktada Türkiye önemli bir oyuncu olabilir.Peki Neden Bir McKinsey Çıkaramadık?Bu sorunun cevabı yetenek eksikliği değil.Türkiye'de çok güçlü danışmanlar, girişimciler ve yöneticiler var.Sorun daha çok ölçeklenebilir kurumsal yapı oluşturamamak.McKinsey'i farklılaştıran şey yalnızca zeki insanlar değildi. Problem çözmeyi sistematik hale getirmesi, bilgiyi kurumsallaştırması ve global ölçekte tekrar üretilebilir hale getirmesiydi. Piramit Prensibi, MECE yaklaşımı ve yapılandırılmış problem çözme metodolojileri bunun örnekleri arasında gösterilebilir. Türkiye'de ise bilgi çoğu zaman kişilerde kalıyor.Kurumlara dönüşemiyor.Önümüzdeki EngellerGulf–Asia ekseninde büyümek isteyen Türk danışmanlık firmalarının önünde dört kritik engel görüyorum:1. Global marka eksikliğiYetenek var. Tanınırlık sınırlı.2. İnsan sermayesini elde tutmakEn iyi profesyonellerimiz bugün Londra, Dubai, Singapur ve Riyad ile aynı anda rekabet ediyor.3. Ölçeklenebilir metodoloji eksikliğiBirçok firma proje yönetiyor.Az sayıda firma bilgi üretiyor.4. Referans ekonomisiUluslararası pazarlarda ilk müşteri en zor müşteridir.Sonrakiler daha kolay gelir.Fırsat Nerede?Ben fırsatın yapay zekâ destekli profesyonel hizmetlerde olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin önümüzdeki on yılda çıkaracağı küresel oyuncu bir banka, bir yazılım şirketi veya bir üretici olmayabilir. Belki de İstanbul'dan doğup Riyad, Dubai, Singapur ve Kuala Lumpur'a hizmet veren yeni nesil bir danışmanlık platformu olabilir. Çünkü bilgi ekonomisinde coğrafyanın önemi azalıyor. Uzmanlığın önemi artıyor.SonuçÜzerinde durmamız gereken asıl soru şu;Türkiye, Gulf–Asia koridorunda kendi oyununu kurabilir mi?Eğer bilgiyi ürünleştirebilir, metodolojiyi ölçekleyebilir ve küresel müşteri portföyü oluşturabilirsek; neden olmasın? Sonuçta McKinsey de tek bir müşteriyle başlamıştı. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey daha fazla yetenek değil. O yetenekleri küresel ölçekte bir araya getirecek cesur kurumlar.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.