Tıkladınız, değil mi? Tahmin etmiştim. Kusura bakmayın ama kıyamet senaryolarının böyle bir çekiciliği var. Ne kadar uğraşsam da bu başlığı tamamen tık tuzağı olmaktan çıkaramadım.Madem buraya kadar geldiniz, bari kızmayın. Çünkü şunu söylemek için sizi buraya çekmem gerekiyordu: Yapay zekânın bir gün ayaklanıp insanlığı yok edeceği fikri kulağa son derece saçma geliyor. Ta ki yapay zekânın hepimizi öldürmesinden hemen önceki ana kadar.Konu aslında oldukça ciddi. Bu yüzden onunla dalga geçmeyi ayrı bir meydan okuma olarak görüyorum. Amacım, yaklaşan Avengers filminde olacağı gibi kıyamet senaryosunun ortasına birkaç espri sıkıştırıp sizi biraz olsun güldürmek. Ne de olsa Disney/Marvel’ın en ciddi sahnelere bile hazırcevap tek cümleler yerleştireceğini biliyoruz.O hâlde başlayalım.İnsanlığın sonuyla.Tamam Buzz, Tadımızı KaçırmaHer ortamın neşe kaçıranı Bay Killington çıkıp itiraz etmeye başlamadan önce şunu peşinen söyleyeyim:Evet, yapay zekânın insanlık için oluşturduğu tehditle dalga geçiyorum. Çünkü çoğu insanın bu tehdidin nasıl ortaya çıkabileceğine dair kafasında yanlış bir senaryo var. Sorun da tam olarak bu. Burası Matrix değil. Yapay zekâ bir gün ansızın ortaya çıkıp “sürpriz” diyerek hepimizi ortadan kaldırmayacak.Veri merkezleri konusunda koparılan gürültünün de biraz abartılı olduğunu düşünüyorum. Hatta bazı tepkiler beni, işin arkasında kötü niyetli bir aktörün, belki de büyük bir ülkenin, yürüttüğü bir propaganda olup olmadığını sorgulayacak kadar komplo teorilerine yaklaştırıyor. Bunun tek nedeni, ortaya atılan iddiaların önemli bir bölümünün yanlışlığının gösterilebilmesi. Veri merkezleri harika şeyler demiyorum elbette. Sadece bunlar Soylent Green’deki gibi insanları işleyen fabrikalar değil. Üstelik hepimiz iPhone’larımızı elimizden düşürmezken, çevre konusunda pek de tertemiz bir yerden konuşuyor sayılmayız.Asıl mesele şu: Yapay zekânın yaratabileceği tehdidi kontrol altında tutmak istiyorsak, gelişmelerin gerisinde kalmamamız gerekiyor. Çözüm, bir tür Sokovia Anlaşması imzalayıp kararları Dario Amodei ile Sam Altman’ın kapalı kapılar ardında vermesine bırakmak değil.Sizi temsil eden siyasetçilerin kaçı “jailbreak”in ne olduğunu gerçekten biliyor, sizce? Çoğu elektronik oylama konusunda bile her şeyin gayet yolunda olduğunu düşünüyor.ŞAKA! EĞLENCE! Hadi ama, bütün bu absürtlüğe biraz gülelim.Yoksa zaten işimiz zor.Peki Ya Yapay Zekâyı O Düğmeye Bağlarsak?Sanırım insanların kafasındaki en gerçekçi felaket senaryosu bu. Yine de benim buna iki itirazım var.Y2K yaklaşırken de benzer şeyler söyleniyordu. Biz 1999’u kapatıp yeni yıla girerken Prince’in, Symbol’ün ya da o dönem kendine her ne diyorsa onun şarkılarıyla dans edecek, tam gece yarısında da kıtalararası balistik füzeler kendiliğinden ateşlenecekti. Tuhaf zamanlardı.Biraz sert olacak ama o düğmeyi gerçekten yapay zekâya verirsek, başımıza gelecekleri de hak etmiş oluruz. Ben Idiocracy’de yaşamak istemiyorum. Gerçekten istemiyorum.Gerçek dünyada insanlığın sonunu getirecek bir senaryo varsa, o da yapay zekâya asla verilmemesi gereken bir yetkiyi teslim etmek olur. Ama neyse ki bunun çözümü pek karmaşık değil. Üstelik bu meseleyi çok uzun zaman önce çözmüş olmamız gerekirdi.Sekiz yıl önce de aynı şeyi yazmışım:“Genç Matthew Broderick’in askerî savaş bilgisayarına dünyayı havaya uçurmamayı öğretmek zorunda kalmasının nedeni buydu. Profesör Falken ise dünya yok olmaya saniyeler kala arkasında dikiliyor, ona yol gösteriyor ve gayet memnun bir ifadeyle gülümsüyordu.Tamam, filmin bazı kısımları bugün pek iyi yaşlanmadı.Özellikle de Profesör Falken’ın böyle bir ihtimali en baştan hesaba katması gerektiğini düşününce... Ya da hiç değilse SÜRECİN O KISMINI OTOMATİKLEŞTİRMEMESİ gerekirdi.”Vay canına, resmen geleceği görmüşüm.Şaka bir yana, öngördüğüm hiçbir şey yoktu. Bu korku yeni değil. Böyle bir şeyi yapmamamız gerektiğini 1985’te bile anlamıştık. Şimdi kalkıp yapmaya başlayacak değiliz.Propagandadan Söz AçılmışkenAma birçok insan tam da bunu yapacağımıza inanıyor. İşte bu noktada da bana “yapay zekâyı savunuyorsun” deniyor.Hayır. Yapay zekâyı savunmaya çalışmıyorum. Bu, Excel’i savunmak gibi bir şey olurdu.Benim asıl uykumu kaçıran propaganda.Çünkü yapay zekâ hayatımıza girmeden çok önce de doğruluğunu kontrol etmediğimiz tonla bilgiyi sorgulamadan tüketiyorduk. Yapay zekâ bizi bu noktaya getiren şey değil; olsa olsa yıllardır devam eden aptallaşma sürecini hızlandıran yeni araç.Bugünün yapay zekâ karşıtları ve kıyamet senaryoları anlatanlarla üç yıl önce herkese “yapay zekâyı kaçırırsanız geri kalırsınız” paniği yaşatanlar birebir aynı insanlar olmayabilir. Ama iki tarafı da besleyen yanlış anlama biçimi aynı.Üç yıl önce sürekli “YAPAY ZEKÂ KARŞITI DEĞİLİM” demek zorunda kalıyordum. Şimdi ise sesim kısılana kadar “YAPAY ZEKÂYI SAVUNMUYORUM” diye anlatıyorum.Söylediğim şey şu: Yapay zekânın bilinci yok. Kendi kendine düşünmüyor. İşlem gücünü ne kadar artırırsak artıralım, önündeki zayıf güvenlik bariyerlerini aşmayı ne kadar iyi öğretip ardından “pardon” dersek diyelim, bu onu bilinç sahibi yapmayacak.27 yıl geriye, Y2K’ya dönelim. O zaman ne yaptık? Kötü yazılmış kodları açıp tarih alanlarını dört haneye çevirdik. Bugünkü yapay zekâ o yıllarda elimizde olsaydı, muhtemelen bu işi birkaç saatte bitirirdik.43 yıl geriye, WarGames’e gidelim. Filmin gerçek kahramanı Joshua’ya üç taş oynamayı öğreten genç teknoloji dehası değildi. Nükleer sisteme senaryo uğruna arka kapı bırakan yaşlı programcı da değildi.Asıl kahraman, füze üssünde karşısındaki adam füzeleri ateşlemeyi reddettiğinde onu vurmayı seçmeyen kişiydi.Çünkü o iki adam da doğru olmayan bir şeye inanmaya başlarsa...İşte asıl o zaman biteriz.Neden Bu Kadar Ciddiyiz?Şimdi de şu itiraz geliyor: “Ama insanlar aptal ve açgözlü. Birileri bunu mutlaka yapar.”Ben Idiocracy’de yaşamak istemiyorum. Elektrolit de istemiyorum.Tamam, bu şaka zayıftı. Yazının daha komik olacağını sanmıştım. Ama galiba ben de işi fazla ciddiye aldım.Çünkü benim itirazım tam olarak burada başlıyor. AGI’nin gerçekleşeceğine inanmıyor olmam, yapay zekânın yaratabileceği bütün riskleri hafife aldığım anlamına gelmiyor.İklim değişikliği konusunda da aynı şeyi düşünüyorum. Konuyu ne kadar ciddi ele alırsanız alın, yine de şunu rahatlıkla söyleyebilirim: SORUN HİÇBİR ZAMAN AMPULLER YA DA GAZ ÇIKARAN İNEKLER DEĞİLDİ.Bunu 20 yıldır söylüyorum. Sorun bilim değil, onu nasıl kullandığımız.Yapmamız gereken, sorunlar ortaya çıktıktan sonra onları bir kutuya kapatıp yok olmalarını beklemek değil; daha ortaya çıkmadan önlerini kesmek.Yapay zekâyı yasaklamak ya da tamamen durdurmak, “İnsanlar prize çatal sokabilir, o hâlde elektriği hiç kullanmayalım” demeye benziyor. Gerçi şu prizlerin şekline bakınca insan neden çatal sokmak istiyor, onu da anlıyor.Evet, bu kez risk çok daha büyük.Ama dürüst olalım: Yapay zekânın son birkaç yıldaki yükselişinden önce bu felaket senaryolarının hiçbirinin mümkün olmadığını gerçekten düşünen var mıydı?Şimdi kim fazla saf?Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.