Açık ofis düzeninin artıları ve eksileri üzerine yıllardır sayısız yazı yazıldı. Muhtemelen siz de kendi deneyiminize dayanarak bu konuda güçlü görüşlere sahipsinizdir. Eğer açık ofis modelini savunan taraftaysanız, ofis ortamlarının çalışanların beyin dalgaları üzerindeki etkisini ölçen yeni bir araştırmaya göz atmak isteyebilirsiniz.Araştırma, daha bölünmüş ve mahremiyeti olan ofis düzenleriyle karşılaştırıldığında, açık ofislerde çalışanların beyinlerinin daha fazla efor harcadığını ortaya koyuyor. Bu durum da tükenmişlik riskini artırıyor.Eğer ofis planlarınızı yeniden şekillendiriyorsanız, belki de birkaç iç duvara yatırım yapmanın zamanı gelmiştir.Vızıldayan beyinlerİspanya’daki iki üniversitenin araştırmacıları tarafından yürütülen yeni çalışmada, 20’li yaşların ortasından 60’lı yaşlara kadar uzanan katılımcılara kablosuz elektroensefalogram cihazları takıldı. Çalışanlardan hem açık ofis ortamında hem de cam duvarlı, daha mahrem bir çalışma “pod”unda tipik ofis görevlerini yerine getirmeleri istendi. EEG sensörleri ise bu süreçte beyin aktivitelerini anlık ve ayrıntılı biçimde ölçtü.Açık ofis düzeninde e-posta yanıtlamaya, bilgi hatırlamaya ve bildirimlere tepki vermeye çalışan katılımcıların, yoğun odaklanmayla ilişkilendirilen beyin dalgalarının giderek güçlendiği görüldü. Aynı zamanda yorgunlukla bağlantılı dalgalar ile anlık hafıza kullanımını gösteren beyin aktiviteleri de arttı. Dikkat düzeyi, beyin kullanım indeksi ve göreve “bağlılık” göstergeleri de yükseldi.Buna karşılık cam duvarlı “pod” ortamında, katılımcılar ofis görevlerini sürdürdükçe anlık bilgi işleme ile bağlantılı beyin aktiviteleri zamanla azaldı. “Pasif dikkat”le ilişkilendirilen dalgalar da düştü. Genel olarak dikkat odağını yöneten ve dikkat dağıtıcı unsurları filtreleyen beynin ön bölümlerindeki aktivite deney sırasında daha sakin bir seyir izledi.Tüm bulgular bir arada değerlendirildiğinde şu tablo ortaya çıkıyor: Gürültü, hareket ve diğer çalışanlardan gelen dikkat dağıtıcı unsurlarla çevrili açık ofis ortamında çalışanların beyinleri zaman geçtikçe daha fazla efor harcamak zorunda kalıyor. Buna karşılık daha az gürültü ve görsel karmaşanın olduğu, pod benzeri daha mahrem alanlarda ise beyin, yapılan işe adeta daha rahat uyum sağlıyor.Araştırma 30’dan az katılımcıyla gerçekleştirildi ve açık ofis ortamında yaşanan stres tepkilerinin kişiden kişiye değiştiği de görüldü. Yani bazı çalışanlar açık ofis düzeninden diğerlerine kıyasla daha az olumsuz etkileniyor olabilir. Ancak Phys.org’un aktardığına göre veriler genel olarak açık ofislerin çalışanların beyinleri üzerinde ek bir yük oluşturduğunu ve bunun da artan tükenmişlik düzeylerine katkıda bulunabileceğini destekliyor.Sorun yalnızca sizin yaşadığınız bir durum değilHaberde ayrıca, ABD, Kanada, Avustralya ve Finlandiya’da 42 binden fazla ofis çalışanını kapsayan 2013 tarihli bir analizden de söz ediliyor. Çalışanların ofis ortamlarından duydukları memnuniyet ölçülmüş. Sonuçlar, açık ofis düzenlerinde memnuniyetin daha kapalı ve bölünmüş alanlara kıyasla daha düşük olduğunu gösteriyor. Bunun temel nedenleri ise artan gürültü ve azalan mahremiyet. Bu bulgular, yeni beyin dalgası verilerini de destekler nitelikte.Elbette mesele yalnızca akademik çalışmalarla sınırlı değil; deneyime dayalı pek çok anlatı da benzer bir tablo çiziyor. Sosyal eğilimler üzerine yazan David Brooks’un 2022’de The New York Times’ta yayımlanan dikkat çekici yazısında şu ifade yer alıyordu: “İnsanların gelişebilmesi için bir miktar mahremiyete, yani duvarlara ve bir kapıya ihtiyacı var. Buna rağmen işverenler on yıllar boyunca çalışanlara ihtiyaç duyduklarını vermeyi ihmal etti; hatta kendi çıkarlarına olanı yapmayı reddetti.” Yazı, okurlardan güçlü tepkiler aldı. Bir okur “Mahremiyet eksikliği şu demek: Özel telefon konuşmalarınızı herkes duyabiliyor” diye yazdı. Bir diğeri ise “Kalabalık yarattığı söylenen açık ofis düzenleri ironik biçimde her zaman daha az alan kullanmıyor” diyerek eleştirdi.Yakın tarihli bir Reddit tartışmasında ise açık ofislerin nöroçeşitliliğe sahip çalışanlar üzerindeki olumsuz etkisi gündeme geldi. Bir kullanıcı “Herkesin düşük seviyede bir rahatsızlıkla, sürekli konuşma uğultusuyla ve kat boyunca değişen sıcaklıkla baş etmeye çalıştığını sanıyordum” diye yazdı. Bir başkası ise “Aklımı kaybediyordum. Her akşam eve gittiğimde yapabildiğim tek şey, sabah altı ya da yedide girdiğim o bitmeyen kaotik ortamdan sonra saat altıda doğrudan yatağa gitmekti” ifadelerini kullandı. Nöroçeşitliliğe sahip çalışanların iş yerlerine kattığı değerin artık daha iyi anlaşıldığı düşünüldüğünde, bu geri bildirimler bazı işverenler için önemli bir uyarı niteliği taşıyor.Peki ne yapabilirsiniz?Covid sonrası dönemde çalışanları yeniden ofise çağırma eğilimi güçlenirken, ofis alanlarının nasıl kullanıldığı da yeniden tartışılmaya başlandı. Aynı zamanda çalışanları tükenmişliğe sürüklemenin hem sağlık hem de iş sonuçları açısından taşıdığı risklere dair farkındalık da artıyor.Bu tabloyu gören işverenler, ofis tasarımına daha bilinçli yaklaşabilir. Çalışanlara daha sessiz ve daha mahrem çalışma alanları sunmanın, beyin üzerindeki yükü azalttığı artık bilimsel verilerle destekleniyor. Bu da hem verimliliği artırabilir hem de stres seviyelerini düşürebilir.Çözüm her zaman radikal bir mimari değişim olmak zorunda değil. Cam duvarlı küçük çalışma alanları, akustik yalıtım uygulamaları ya da çalışma istasyonlarını görsel olarak ayıran daha büyük paneller bile anlamlı bir fark yaratabilir.Orijinal Yayın Tarihi: 26 ŞubatKöşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.