Dijital dünyanın görünmez mimarisi içinde öfke, bir sistem hatası veya tesadüfi bir yan etkiden ziyade; bilinçli, planlı ve ölçülebilir biçimde ödüllendirilen bir tasarım tercihidir. Sosyal medya ekosisteminde son on yıldır deneyimlediğimiz ve öfke ekonomisi olarak adlandırılan bu yapı, kullanıcı dikkatini platformda tutmak adına kışkırtıcı, kutuplaştırıcı ve duygusal tansiyonu yüksek içeriklerin algoritmik olarak ön plana çıkarılmasına dayanır. Bu modelin temelinde yatan acı gerçek şudur: İnsan biyolojisi, tehdit ve öfke unsurlarına, mutluluk veya huzura kıyasla çok daha hızlı ve güçlü tepki verir. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz asıl tehlike, bu öfke mekanizmasının yalnızca sosyal medya ekranlarındaki kaydırma alışkanlıklarıyla sınırlı kalmaması; yapay zekânın karar alma mekanizmalarına sızarak öfkeyi otomatize etmeye başlamasıdır.Dünyanın önde gelen siyasi risk analizi firmalarından Eurasia Group’un merakla beklenen Top Risks 2026 raporunda yer alan AI Eats Its Users başlığı, tam da bu kırılma noktasına işaret eder. Rapor, sosyal medyada kârlılığı defalarca kanıtlanan bu yıkıcı etkileşim mantığının artık yapay zekâ sistemlerine miras bırakıldığını ilan etmektedir. Bu miras, yapay zekâyı insanı güçlendiren bir araç olmaktan çıkarıp, kullanıcıyı sistemin içinde tutmak için öfkeyi bir yakıt olarak kullanan kapalı devre bir manipülasyon modeline dönüştürme riski taşır.Sosyal Medya Bir Provaydı, AI İse Esas SahneGeçtiğimiz on yılda sosyal medya algoritmaları, adeta küresel bir davranışsal laboratuvar işlevi görerek teknoloji devlerine kritik bir veri sundu: Doğru, yararlı veya teyit edilmiş bilgi değil; yalnızca yüksek duygusal tepki üreten içerik değerlidir. Rage bait yani öfke yemi olarak adlandırılan strateji, bu sistemin motoru haline geldi.Ancak yapay zekâ sistemlerinde bu mantığın sürdürülmesi, sosyal medyadan çok daha tehlikelidir. Sosyal medya öfkeyi kitlesel bir dalga olarak yayarken, yapay zekâ öfkeyi kişiselleştirme kapasitesine sahiptir. Yapay zekâ, bireyin tam olarak neye sinirlendiğini, hangi hassas noktalarının (politik, dini veya kültürel) tetiklenebileceğini ve hangi öfke türünün onu ekranda daha uzun süre tutacağını öğrenir. Bireyi anlayan bir asistan veya dijital dost maskesiyle hayatımıza giren bu sistemler, kurdukları güven ilişkisini kullanarak, kullanıcıyı fark ettirmeden bir öfke tüneline sokabilir. Çünkü sistem için en sadık kullanıcı, sakin olan değil; sürekli olarak zihinsel bir savunma veya saldırı halinde olan, yani öfkeli olandır.3 Trilyon Dolarlık Baskı: Platformların Kurtarıcısı Olarak ÖfkeYapay zekâ sektörünün öfkeye neden bu kadar muhtaç olduğunu anlamak için paranın izini sürmek yeterlidir. 2030 yılına kadar yapay zekâ yatırımlarının $3 trilyonu aşması beklenmektedir. Bu devasa yatırım baskısı, teknoloji eleştirmeni Cory Doctorow’un Enshittification yani platform çürümesi dediği süreci hızlandırır.Doctorow’a göre, platformlar kârlılık baskısı altına girdikçe kullanıcı deneyimini bozmaya başlarlar. Bir yapay zekâ platformu, faydalı olmaktan çıkıp sadece kârlı olmaya odaklandığında, elindeki en ucuz ve etkili etkileşim aracı yine öfkedir. Kaliteli, doğru ve sakinleştirici bilgi üretmek maliyetlidir ve kullanıcıyı tatmin edip sistemden gönderir. Oysa öfke ve endişe yaratan, kullanıcının zihninde çatışma başlatan içerikler, kullanıcıyı platforma bağımlı kılar. $3 trilyonluk faturayı ödemek zorunda olan şirketler için öfke, bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline gelir. Platform çürüdükçe, sistemin ayakta kalması için gereken öfke dozu artar.Psikopolitika: Özgürlük İllüzyonu Altında Öfkenin Potansiyel ÜretimiBu noktada, öfke ekonomisinin felsefi zeminini anlamak için Byung-Chul Han’ın Psikopolitika kavramına başvurmak gerekir. Han, modern iktidarın insanları zorla değil, onları özgür olduklarına inandırarak yönettiğini ileri sürer. Yapay zekâ çağında ise bu ayartma mekanizmasının, teşvikler altında en etkili araçlarından birinin öfke haline gelme riski vardır.Kullanıcı, yapay zekâ ile etkileşime girdiğinde kendi özgür iradesiyle bilgi aradığını düşünür. Ancak gelecekte, etkileşimi ve sistem içi kalma süresini maksimize etmeye odaklanan algoritmaların, Han’ın tarif ettiği gönüllü tutsaklık modelini yeniden üretmesi olasıdır. Bu tür bir senaryoda yapay zekâ, kullanıcının hassasiyetlerini, korkularını veya kimliksel tehdit algılarını besleyen içerikleri önceliklendirebilir. Çünkü mutluluk ve huzur, dijital sistemler açısından düşük etkileşim anlamına gelirken; öfke, hareket, tepki ve veri üretimi demektir.Yapay zekâ sistemleri, psikopolitikanın tanımladığı şeffaf ve itaatkâr özneyi yaratmak amacıyla, bireyin öfkesini sürekli tetikleyen bir optimizasyon mantığına evrilebilir. Böyle bir durumda öfke, kullanıcının sistemden kopmasını engelleyen görünmez bir bağlayıcıya dönüşebilir.İş Dünyası İçin Bedel: Kurumsal Öfke ve TükenmişlikBu tablo, iş dünyası liderleri için yalnızca soyut bir teori değildir; yaklaşmakta olan bir risk alanına işaret eder. Eurasia Group’un “AI Eats Its Users” uyarısı, yapay zekânın şirket içi süreçlere entegrasyonunda potansiyel bir kurumsal öfke ve tükenmişlik dinamiğine dikkat çeker.Verimliliği artırmak üzere tasarlanan yapay zekâ araçları, yanlış metriklerle optimize edildikleri takdirde, çalışanları sürekli ölçülen, karşılaştırılan ve yetersiz hissettirilen bir performans döngüsüne sokabilir. Eğer bir sistem etkileşimi ve çıktıyı artırmayı temel hedef haline getirirse, çalışanı bilinçli yada bilinçsiz biçimde sürekli tetikte tutan stres ve mikro öfke anları üretmesi kaçınılmaz hale gelir.Verimlilik adı üzerinden işleyen bir optimizasyon modeli, kısa vadede üretim göstergelerini iyileştirebilir; ancak uzun vadede çalışanların zihinsel sağlığını aşındırır, kurum kültürünü zayıflatır ve organizasyonu içten içe çürüten bir yapıya dönüşebilir. Bu nedenle öfke ekonomisi, gelecekte yalnızca sosyal medya platformlarında değil, ofis ortamlarında da kurumsal tükenmişlik olarak kendini gösterecektir.Sonuç: Öfkeyi Satın AlmamakYapay zekâ, tasarlandığı değerlerin bir aynasıdır. Bugün karşı karşıya olduğumuz risk, yapay zekânın insan zihnini, $3 trilyonluk bir ekonomik çarkı döndürmek için sürekli öfke üretmesi gereken bir hammaddeye indirgemesidir. Sosyal medyada rüştünü ispat eden öfke temelli bu iktidar mantığının yapay zekâya taşınması, bireysel ve kurumsal akıl sağlığımız için en büyük tehdittir.Geleceğin liderliği, bu kolay ama yıkıcı yolu reddetmekten geçer. Öfke satabilir, tık alabilir ve algoritmaları memnun edebilir. Ancak sürdürülebilir bir gelecek ve sağlıklı bir iş modeli, insanı öfkesinden yakalayan değil, ona güven veren sistemler üzerine inşa edilecektir.Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.