Niyet-davranış uçurumu kavramını hiç duydunuz mu? PwC'nin 31 ülkede 20.000 kişiyle yaptığı araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 85'i iklim krizinin etkilerini bizzat yaşadığını söylüyor. Aynı araştırmada yüzde 46'sı sürdürülebilir ürün satın aldığını belirtiyor. Geri kalan yüzde 39'a ne oluyor? Biliyor ama yapmıyor.Bu aralığa niyet-davranış uçurumu deniyor. Ve bunun nedeni bilgi eksikliği ya da kayıtsızlık olmayabilir. Nedeni, beynin kararları verme biçimiyle ilgilidir.Davranışsal ekonomi, insanların neden kendi çıkarlarına aykırı hareket ettiğini araştıran bir disiplin. Genellikle yatırım ve tüketim kararlarıyla anılır. Ama son yıllarda giderek daha çok iklim tartışmalarının merkezine oturuyor. Çünkü sürdürülebilirlik bir mühendislik projesine ek olarak, belki de daha çok bir davranış projesi. Üstelik bu tek bir yanılgıdan oluşmuyor. Birden fazla zihinsel kısa yolun birleşiminden kaynaklanıyor.Bugünü Tercih Etme Yanılgısı (Present Bias)Beyin bugünü sever. Yarını küçümser. 100 lira bugün mü, 150 lira altı ay sonra mı? Çoğu insan bugünü seçer. Aynı mantık sürdürülebilirlik kararlarında da kendini gösteriyor. Karbon emisyonunu azaltmak yarın fayda sağlar ama bugün maliyet yaratır. Güneş paneli yatırımı on yılda kendini amorti eder ama faturayı bugün ödersin. Bugünün konforu yarının dönüşümüne tercih ediliyor, bireysel düzeyde de kurumsal düzeyde de.Batık Maliyet Yanılgısı (Sunk Cost Fallacy) ve Altyapı KilidiBir enerji şirketini düşünün. Otuz yıldır fosil yakıt altyapısına yatırım yapmış. Milyarlarca dolar harcamış. Yenilenebilir enerjiye geçmesi gerekiyor. Ama geçemiyor. "Bu kadar yatırım yaptık, şimdi bırakamayız." Uluslararası Enerji Ajansı buna "altyapı kilidi" diyor. Bir tesis inşa edildikten sonra şirket önce batık yatırımını geri kazanmaya, sonra kâr etmeye odaklanıyor. Ürün marjinal maliyetin üzerinde satıldığı sürece kimse o tesisi kapatmak istemiyor. Tıpkı düşen bir hisseyi "döner" diye tutmak gibi.Yenilenebilir enerji zaten fosil yakıtlardan ucuz. Ama batık maliyet yanlılığı geçmişe yapılan yatırımı koruma dürtüsü yaratıyor ve geleceğin fırsatını erteliyor. Mevcut Durumu Koruma Yanlılığı (Status Quo Bias)Tanıdık olan güvenli hissettiriyor. Simon-Kucher'in küresel araştırmasında tüketicilerin %71'i sürdürülebilirliğin kendileri için geçen yıl kadar ya da daha fazla önem taşıdığını söylüyor. Ama satın alma davranışında en büyük engel yine aynı: fiyat algısı (%38). Sürdürülebilir alternatifler rafta var. Erişim son iki yılda belirgin şekilde arttı. Ama davranış kolay kolay değişmiyor.Bu tuzağı kıranlar var. Almanya ve İsveç'te bazı bölgelerde enerji tarifesinin varsayılanı yeşil enerjiye çevrildi. Tüketicilere "isterseniz fosil yakıta geri dönebilirsiniz" denildi. Yeşil oranları yüzde 90'ın üzerine çıktı. Kimse zorlanmadı. Sadece varsayılan değişti. İnsanlar değiştirmeye üşeniyor. Bunu lehine çevirdiğinde sonuç da değişiyor.Barcelona'da benzer bir durum oldu ama bu sefer kent ölçeğinde. "Superblocks" programıyla bazı mahalleler araç trafiğine kapatılıp yayalara ve bisikletlilere açıldı. Varsayılan ulaşım biçimi değişti. Sonuç: araç kullanımı yüzde 20 düştü, hava kirliliği yüzde 25 azaldı. Şehir kimseye "araba kullanma" demedi. Sadece yolu değiştirdi.Peki Ne Yapılabilir?Davranışsal ekonomi sorunları teşhis etmenin ötesinde çözüm de öneriyor. Ve en etkili araç dürtme (nudge).Geleceği somutlaştır. "30 yıl sonra deniz seviyesi yükselecek" cümlesi beyni harekete geçirmiyor. "Senin sokağın 2050'de böyle görünecek" diyen bir simülasyon harekete geçiriyor. Soyut tehdit somut hale gelince beyin onu bugünün problemi olarak görmeye başlıyor. Gerçek zamanlı karbon yoğunluğunu gösteren “Electricity Maps” gibi platformlar bugün 190’dan fazla ülkede kullanılıyor. Hatta Google gibi şirketler bu veriyi operasyonlarını düşük karbon saatlerine kaydırmak için kullanıyor. Yani karbonu anlık bir karar değişkeni haline getiriyor.Karşılaştırmayı göster. Dubai'de DEWA, "komşun senden daha az enerji harcıyor" mesajını denedi. Sonuç: enerji tasarrufunda %11 artış. İnsanlar azar işitmek istemiyor ama kendilerini bir aynada görmek istiyor. Karşılaştırma o aynayı tutuyor.Mesafeyi kısalt. Amerika'da market raflarına gelen ürünler ortalama 1.900 kilometre yol kat ediyor. Bu bilgi tek başına kimseyi harekete geçirmiyor. Ama ürün etiketinde "bu ürün 100 mil içinde üretilmiştir" yazdığında tercihler değişiyor. Zihin soyut karbon salımını algılamıyor ama somut mesafeyi algılıyor. "Yakın" hissi yaratmak, "doğru" argümanı sunmaktan daha etkili olabiliyor. Tüketici 100 mil ibaresini görünce karbon ayak izini azaltıyor ve aynı zamanda yerel üretime destek veriyor.İnsan ZihniSürdürülebilirlik tartışmalarında genellikle teknolojiden, regülasyondan ve yatırımdan konuşuyoruz. Bunların hepsi doğru ama eksik kalıyor. Çünkü en gelişmiş teknolojiyi de, en doğru regülasyonu da hayata geçirecek olan insan kararları. Ve insan kararları, bu yazıda gördüğümüz kestirme yollarla şekilleniyor.Bugünü tercih etme yanılgısı, batık maliyet tuzağı, mevcut durumu koruma refleksi. Gökyüzünde ya da okyanuslarda aramamamız gereken şeyler. Zihnimizde. Bunlar hatalar değil, insan zihninin doğal çalışma biçimi. Bu yüzden mesele insanı değiştirmekten çok, karar anını yeniden tasarlamak.Barcelona bunu kanıtladı. Almanya ve İsveç bunu kanıtladı. Koşullar doğru kurulduğunda, davranış düşündüğümüzden çok daha hızlı değişebiliyor.Sıra bizde…Bu yazı, Inc. Türkiye Mayıs - Haziran 2026 sayısında yayınlanmıştır. Abonelere özel çok daha fazla içerik için şimdi size özel tekliflerimizi inceleyin!Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.