Z Kuşağı hakkında pek çok etiket kullanılıyor; bazıları gerçeğe daha yakın, bazıları değil. Ancak şu konuda hepimiz hemfikiriz: Bu kuşak teknolojiyle son derece iç içe. İlk gerçek dijital nesil olarak akıllı telefonlardan oyun konsollarına, sosyal medyadan anlık mesajlaşmaya kadar teknolojinin içinde yaşıyorlar.Pek çok rapor da Z Kuşağı’nın yapay zekâ kullanımında öncü olduğunu, neredeyse herkesin eğitim hayatını kolaylaştırmak için bu araçlardan yararlandığını gösteriyor.Peki yeni bir araştırma, Z Kuşağı’nın artık bu dönüştürücü teknolojiye karşı temkinli yaklaşmaya başladığını söylüyorsa bu ne anlama geliyor?Sorun var demek. Üstelik bu, şirketinizin yapay zekâ planlarını doğrudan etkileyebilecek türden bir sorun.Araştırma devi Gallup’un yeni verilerine göre, ABD’de Z Kuşağı’nın yarısından fazlası yapay zekâyı düzenli olarak kullanıyor. Ayrıca öğrencilerin yüzde 52’si, yükseköğretimde başarılı olabilmek için yapay zekâ bilmenin gerekli olacağını düşünüyor. Bu da “dijital nesil” anlatısını doğrular nitelikte.Ancak The New York Times’ın aktardığı üzere Gallup verileri, Z Kuşağı’nın bu teknolojiye yönelik duygularının “soğumaya” başladığını da gösteriyor. Araştırmaya göre 14-29 yaş arası katılımcılar arasında yapay zekâ konusunda “umutlu” olduğunu söyleyenlerin oranı 2025’ten bu yana keskin biçimde düştü. Geçen yıl yüzde 27 olan bu oran, bugün yalnızca yüzde 18. Benzer şekilde “heyecan” düzeyi de gerilemiş durumda. Hatta neredeyse her üç kişiden biri, yapay zekânın kendisinde “öfke” yarattığını söylüyor.Daha da dikkat çekici olan ise katılımcıların yüzde 48’inin, iş gücünde yapay zekânın risklerinin faydalarından daha ağır bastığına inanması. Bu oran geçen yıla göre 11 puan artmış durumda. Yani teknolojinin hayatın doğal bir parçası olduğu bir kuşağın neredeyse yarısı, iş hayatında bu teknolojiyi kullanmanın, kullanmamaktan daha riskli olabileceğini düşünüyor. Bu oldukça çarpıcı bir tablo.Habere göre gençlerin yapay zekâya dair endişeleri özellikle giriş seviyesi işlerin tehdit altında olması ve eğitimleri boyunca hedefledikleri kariyerlerin zamanla yapay zekâ tarafından devralınma riski etrafında yoğunlaşıyor. Bunun yanı sıra insanlar arası etkileşimin azalması ve sosyal medyada yapay zekâ kaynaklı yanlış bilgilerin artması da öne çıkan diğer kaygılar arasında yer alıyor.İş dünyasına odaklanan popüler Lenny’s Podcast’te yer alan yeni bir değerlendirme ise, çalışanların yapay zekâya mesafe koymasının arkasında farklı bir neden olabileceğini ortaya koyuyor.Yirmi yılı aşkın deneyime sahip yazılım mühendisi ve teknoloji savunucusu Simon Willison, yapay zekâyı benimsediğini ve bazı işlerini hızlandırdığını söylüyor. Ancak aynı zamanda bu teknolojinin kendisini zaman zaman zihinsel olarak tükettiğini de vurguluyor. “Kodlama ajanlarını verimli kullanmak, yazılım mühendisliği alanındaki 25 yıllık deneyimimin tamamını kullanmamı gerektiriyor” diyen Willison, bunun “zihinsel olarak yorucu” olduğunu belirtiyor.Willison’a göre yapay zekâ ajanlarını yönetmek, aynı anda dört farklı problemi çözmek için paralel çalışan birden fazla ajanı koordine etmeyi gerektirebiliyor. Bu durum üretkenliği artırsa da ciddi bir zihinsel yük yaratıyor. Nitekim Business Insider’ın aktardığına göre Willison, “Sabah 11’e geldiğimde gün benim için bitmiş oluyor” diyor. Ayrıca yapay zekânın bir tür “üretkenlik kaygısı döngüsü” yarattığını da ekliyor: “Birçok insanın sırf ‘ajanlarım benim yerime çalışabilir’ diye uykusundan feragat ettiğini gördüm.”Başka bir deyişle, yapay zekâ bazı durumlarda o kadar etkileyici ve bağımlılık yaratıcı hale geliyor ki, insanlar onun sunduğu potansiyele yetişmeye çalışırken tükenmişlik yaşayabiliyor.Buradan şirketler için birkaç kritik çıkarım var:Yapay zekâ, bazı çalışanlar için işi kolaylaştırmak yerine daha talepkâr hale getirebiliyor ve tükenmişliği hızlandırabiliyor. Üretkenlik artışı gerçek olabilir, ancak bu durum hızla bir zorunluluğa ve baskıya dönüşebiliyor. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: İnsan zihni gerçekten yüzde 100 verimlilik için mi tasarlandı?Eğer teknolojiyle doğmuş bir kuşak olan Z Kuşağı bile yapay zekânın iş hayatındaki etkileri konusunda tedirginse, bu dönüşümü bu kadar hızlı benimsemek ne kadar doğru?Tüm bu sorular, şirketinizin yapay zekâ stratejisini şekillendirirken belirleyici olabilir. Daha pragmatik bir yaklaşım benimsemek; çalışanlara yapay zekâ kullanımına dair net beklentiler, sınırlar ve performans ölçütleri tanımlamak kritik hale geliyor.Ayrıca çalışanları “sonsuz iş günü” riskine karşı uyarmak da önemli bir adım olabilir. Motivasyonu ve bağlılığı artırmak istiyorsanız, yapay zekânın sadece bir araç olduğunu; asıl farkı yaratanın insanlar ve ekip çalışması olduğunu vurgulamak güçlü bir yaklaşım olacaktır.Kısacası, yapay zekâ yatırımlarını artırıyorsanız, insan tarafına yaptığınız yatırımı da aynı ölçüde artırmanız gerekiyor.Orijinal Yayın Tarihi: 13 Nisan Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, incturkiye.com’a değil, yazara aittir.Çok daha fazlası için Inc. Türkiye bültenlerine kaydolun.